Kara Ekmek’in kötü kalpli üvey annesi Gülçin Santırcıoğlu, şöhretin bir amaç değil durum olduğunu belitti ve ekledi: Hayatımın merkezine ailemi ve mesleğimi koyarken hiçbir film ya da dizinin getireceği şöhreti eşimle kurduğum düzenin göbeğine düşmesine izin vermedim.
Onu ‘Elveda Rumeli’, ‘Bir Çocuk Sevdim’, ‘Osmanlı Tokadı’ dizilerinde izleyip sevdik. Gülçin Santırcıoğlu şu sıralar her cuma atv’de ekrana gelen ‘Kara Ekmek’ dizisinde kötü kalpli bir üvey anneyi oynuyor. Başarılı oyuncu ile yeni dizisini ve kariyer hedeflerini konuştuk…Kara Ekmek dizisi size bambaşka bir kıyafet dikti sanki...Zaten Pervin'i senaryoda okuyup tanıdığımda farklılığıyla beni cezbetmişti. Benimle ilgili iyi kadın olarak karakterize edilmiş izleyici algısını ters köşe yapmak istedim.Pervin dizinin lokomotifi. Siz nasıl yorumluyorsunuz onu?Her ne kadar onu kötü kalpli bir üvey anne olarak tanısak da onu bu duruma getiren koşulları da anlamalıyız. Zaman içinde tanıyacağız Yoksulluk ve sevmediği bir adamla yapmak zorunda kaldığı evlilik arasında sıkışıp kalmış bir kadın. Hayatta bende varım diyebilmek için beslemek zorunda kaldığı kötü tarafını kullanıyor. İhtiraslı ve egolu…Tutkularının peşinden gitmek isteyip hayatın onun önüne koyduğu engellere takılınca iyice öfkeleniyor. Üzülüyorum onun için açıkçası. Ataerkil toplumun ezdiği binlerce kadından biri bazen ona çok kızıyorum bazen de çocuk gibi sarıp sarmalayasım geliyor.Tarzınız Yeşilçam oyuncularına benzetiliyor...Standart bir tarz izlemeyi sevmiyorum. Nitekim Pervin karakterini tercih etme nedenlerimden biri de bu. Fakat oyuncu olarak bir tarzın varsa ve bu hissediliyorsa büyüklerini örnek alan ama asla taklit etmeyen doğallıktan ve kendini geliştirmekten yana bir tarz peşindeydim hep. Biri gibi olmak genel olarak çok rahatsız eder.
Yani?..Bir oyuncunun tarzından çok duruşu olmalı. Egolarını yenmiş, eleştirilmeye açık, kendini hayattan ve diğer insanlardan soyutlamadan tüm algıları hayata açık olmalı.İlla ki birileri birilerine benzetilir...Elbette! Efsane oyuncuları ile samimiyetiyle, halkla buluşmasıyla sinemayı bize sevdiren ve öğreten bir dönemdir Yeşilçam. Fakat şunu da unutmamak gerekir ki sinema sanatı sadece samimiyetle yürümeyecek kadar ciddi ve evrensel… Defalarca izleyip bıkmadığın filmlerin yanında bizde bu çekilirken dünyada neler oluyordu diye baktığımda üzülmüyor da değilim.Şöhreti yavaşça sindiriyor gibisiniz. Hiçbir telaşınız yok!Taş yerinde ağırdır diye düşünüyorum. Şöhret, severek yaptığım işimin bir yan güzelliği oldu. Hayatımın merkezine ailemi ve mesleğimi koyunca işin diğer kısmını bazen abartarak da olsa ciddi almadım. Hiçbir filmin veya dizinin getireceği şöhreti eşimle kurduğum düzenin göbeğine düşmesine izin vermem.Hiç iyi tarafı yok mu şöhretin?Elbette sevilmek ve daha fazla insana ulaşmak muhteşem bir şey. Ama bir diziyle parlayıp sönen, sadece tanınmak ve para kazanmak için bu işi yapan insanların yanında kafam ve ruhum rahat yürümek isterim. Hayatımdan popüler bir dizi çıktığında hiçbir kaybım olmamalı, derdim hep daha iyi bir oyuncu olmak olmalı.Opera ve şan eğitimi aldınız. Bunlar oyunculuğunuzu nasıl etkiledi?Hep söylüyorum. Opera ciddi oyunculuk eğitimi gerektiren ve temel sahne eğitimini mükemmel bir biçimde veren sanat dalıdır. Okulun ilk yılında kanıma giren aslında sinemaydı. Oyunculuk aslında sonradan hayatıma girmiş bir şey değil.19 yaşımdan beri bunu yapmak istiyorum. Müzik eğitimi aldığım içinde çok mutluyum. İkisinin birbirini tamamladığını düşünüyorum.Müzik ve şan hocalığı devam ediyor mu?Ders verdiğim okul kapanınca ve dizi temposu da başlayınca bırakmak sorunda kaldım. Müzik hayatımın hep içinde ve göbeğinde. Bu kadar çok sevdiğim bir alanı o beni terk etmeden terk etmeye hiç niyetim yok.Albüm ya da sahne?Bu soruya ne zaman cevap versem yalancı çıkıyorum. Diziler o kadar çok vaktimi alıyor ki ne zaman toparlansam önüme bir engel çıkıyor zamansızlıktan. Bu ara maalesef hiç zamanım yok fakat en kısa zamanda fırsat yaratmaya çalışacağım.Şu sıralar filmlerde oyuncular şarkı söylüyor. Ben her zaman isteyenin istediğini yapması taraftarıyım. Fakat bir seyirci olarak izlediğimde kimine “Aa ne güzel sesi varmış” diyorum, kimine de “Bu ne cahil cesareti sadece yapmış olmak için bir iş bu kadar özensiz yapılır mı?” diyorum. Hadi mesleğe saygınız yok kendinize saygınız olsun.Bir söyleşide belirtmiştiniz, hala teknolojiden uzak yaşamakta ısrarlı mısın?Asla reddetmiyorum. Neden reddedeyim? Gazeteyi bile artık matbu olarak değil internetten okuyorum. Fakat insanlara hesap verme ya da polemiğe girme noktasında hiçbir platformda yokum. İsteyen bana zaten bir şekilde ulaşır. Onun dışında seçtiğim insanlarla iletişime geçmek istiyorum. Aksi beni yoruyor.Bu sezon diziler daha bir kısa ömürlü!Basit bir cevabı olan bir soru değil aslında. Herkesin son yıllarda cevabını aradığı bir soruyu soruyorsunuz. Ekranın dinamiği ile toplum dinamikleri birbiri ile çok alakalı. İçeride çok uzun ömürlü olmayan işlerin dışarıya satıldığını görüyoruz. Reyting sisteminin değişmesi ile de eskisinden farklı bir izleyici profili oluştu. Sanırım tüm sektör henüz bu yeni denklemi çözecek bir formül bulamadı.Beren Saat çok rekabet var diyor, sizce rekabet nasıl işliyor?Elbette işin doğası bu. Amaç bu rekabet ortamı içerisinde kendini seçenekler arasında biricik yapmak olmalı. Oyuncu olarak her yarışa girmek zorunda hissetmiyorum kendimi. Altından kalkabileceğim işlerin geliyor olması bile oyuncu olarak seçtiğim yolun doğru olduğunu gösterir. Aksi halde kontrol edemediğiniz kuralların olduğu bir yarışmada rekabetten bahsetmenin veya yarışmakta ısrar etmenin bir anlamı yok zaten.Yakın gelecek için hedeflerin heveslerin var mı?Hayatını sevdiği işle kazanan şanslı azınlıktanım sanırım. Yaptığım her iş zaman zaman iniş çıkışlarda olsa bir basamak oldu benim için. Şimdiye kadar yakaladığım bu sürekliliğin devam etmesini istiyorum öncelikle. Müzikte söylediğim gibi en azından kendim için bir albüm yapmak istiyorum. Umarım dizi telaşının arasında bunun içinde bir fırsat yaratabilirim. SÖYLEŞİ: NİL ÖZER
Gülçin Santırcıoğlu ile söyleşi...

Yorumlar