Türk Medyası’nın sınır tanımazlığı


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kısa bir süre önce yaptığı konuşmada; Türkiye’deki medyanın dünyanın en özgür medyası olduğunu söyledi. Malum muhalif medya temsilcileri koro şarkıcıları gibi hep bir ağızdan buna karşı çıktılar. Halbuki; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu konuda da % 100 değil, % 500 haklı idi. Bir ülke düşünün ki; o ülkede hemen hemen her gün ya başbakana, ya da cumhurun başkanına basın yoluyla hakaret ediliyor... Bir ülke düşünün ki; o ülkede her gün onlarca gazete, tv veya dergilerde her gün, ama hergün hükümet aleyhine genellikle „çamur at, izi kalsın“ mantığı ile haberler yapılıyor... Bir ülke düşünün ki; o ülkede hemen hemen her gün onlarca medyada halk, ayaklanması için kışkırtılıyor... Bir ülke düşünün ki; o ülkede hemen hemen her gün muhalif medya; her haberi, ama her haberi kelime oyunları veya çarpıtarak hükümet aleyhine kullanmaya çalışıyor... Bir ülke düşünün ki; o ülkede mesleğini suistimal edip sorguya çağırılan gazeteci, tv’lerde naklen yayınla gözaltına alınıyor. Bir ülke düşünün ki; o ülke, hemen hemen her gün yabancı ülkelere hükümeti ve devleti şikayet ediliyor... Emin olun, şikayet ettikleri ülkelerde kendi medya anlayışında hiç bir medya yaşatılmaz. Yine de hiç bir hicap duymadan „Türkiye’de basın özgürlüğü yok“ diye „jurnalliyorlar.“ Yazımın başında da yazdığım gibi; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu konuda da % 100 değil, % 500 haklı. Dahası var... Türk görünümlü bu medya mensupları, uzun yıllardan beri kaymağını yedikleri Türkiye’yi karıştırmayı, yabancı ülkelere „yalakalığı“ maharet sayıyorlar. Bu „dış mihrak“ uzantıları o coğrafyaya ait olan her şeye karşıdırlar. Sorsanız hanedanlığa da karşıdırlar... O kadar karşıdırlar ki; hayranlık besledikleri ülkelerindeki hanedanların kendilerine giydirdikleri „etek“ ile övünür, prenslerine „Rambo gibi“ diye haber yaparlar. İçerde hanedanlığa sözde karşıdırlar... Ne hikmet se, gazetecilik mesleğini hanedanlık gibi sürdürüyorlar... Dedeleri gazeteci „yapılanların“, torunlar da çok genç yaşta (hiç emek sarfetmeden, muhabirlik yapıp terlemeden, nasıl oluyorsa, hemencecik te muhalif ) gazeteci, köşe yazarı oluyor. Sorsanız hanedanlığa karşıdırlar. Bu çoğaltabileceğimiz örneklerde de görüldüğü gibi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’deki medya ile alakalı söylemlerinde haklıdır.Hani, iş ehline verilecekti?Medya konusuna değinmişken, konuyu genişletelim... Türkiye’de devletin resmi medya kurumlarına atama yapılırken, hangi şartlar aranıyor, merak ediyorum. Almanya’daki şartları biliyorum da, Türkiye’ yi bir türlü çözemedim. Mesela; Anadolu Ajansı (AA). Almanya’ya muhabirler gönderiyor... Gördüklerim ve duyduklarım arasında; Almanya’ya yol ve yordam bilmeyen muhabirler atanmış... AA, muhabirini gönderiyor bir ülkeye ama muhabir o ülkeye yabancı. Olacak şey değil! Sonra da medya da, Anadolu Ajansı’nın ne kadar başarılara imza attığı yazılıyor. 40 küsür ülkenin AA’na abone olduğu yazılıyor haberlerde... Abone bol olabilir... Hatta, dünyada ki tüm ülkeler AA‘na abone olsa ne yazar? Avrupa basını, kan gölüne dönmüş senin dibindeki Ortadoğu haberlerini senden almıyorsa, ajans olarak sen bir hiçsin! Alman medyası Ortadoğu haberlerini ve fotoğraflarını senden almıyorsa, isterse uzaydakiler de abone olsun, neye yarar? Aynı şikayet TRT için de geçerli. O müthiş güç boşa heba ediliyor. TRT muhabirleri, Avrupa’da yerel haberler ve protokol haberleri yaparak zamanlarını dolduruyorlar. Gündemi belirleyecek haber yapamazlar, çünkü lisan yok. Kaldıkları ülkelerin kültürü dahil, hiç bir şeyini bilmiyor. Devletin imkanları heba ediliyor, boşa geçen zaman, Türkiye’nin aleyhine gelişiyor. Atılan taş, ürkütülen kurbağaya değiyor mu? Nasıl olması gerektiğini merak edenler; Almanya’nın Türkiye’ye gönderdiği medya mensuplarına bakabilir.Bir başka konu: „Medya Birim Başkanı“Merkezi Köln’de olan UETD (Avrupa Türk Demokratlar Birliği) ile ilgili tesbitlerim, gün geçtikçe haklılığımı ortaya koyuyor. Daha önceki iddialarımda hâlâ ısrarlıyım: UETD, ya fesh edilmeli ya da yeni yüzlerle yeniden yapılandırılmalı. Eğer Türkiye ve bizler için bir kurum oluşturuluyorsa, basın ile iyi ilişkiler kurabilecek, bir çok yabancı dilin konuşulduğu danışman kadrosu olmalı. Yoksa, yıllar geçer bir arpa boyu yol alınmaz. Dolayısıyla; Köln’deki „Medya Birim Başkanı“ ile bu işler hiç olmaz. Neden mi? Çünkü... Bu işler („bak, ben medya birim başkanı oldum“ diyerek) kartvizit dağıtmakla olmaz! Her seçim öncesi „milletvekilliği için Ankara’da kapı aşındırmakla“ olmaz! „Medya Birim Başkanı“ gibi „asortik“ kelimelerin ardına sığınıp, medyada kendi fotoğrafının yayınlanmasını beklemekle olmaz! Herkese mal varlığını övünç kaynağı olarak anlatmakla olmaz! „UETD’nin reklam paralarını akraba gazetesine aktarmakla“ olmaz! Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a küfredenlerle beraber gezmekle ise hiç olmaz!

Yorumlar

Yorum Gönder