Fikri olmayanlar, hakaretten beslenirler


Almanya'nın devlet kanalı ZDF, Cuhurbaşkanı Erdoğan ve Türk halkına ağır "hakaretlerde bulunduğu" bir habere imza attı. Ardından Der Spiegel dergisi kapak sayfasında Erdoğan'ın yer aldığı skandal bir karikatürün yanı sıra iç sayfalarda da yine hakaretten anafikrin anlaşılmadığı bir analiz yazısı yayınlandı. Televizyon kanalı ve dergi ister istemez Almanya'da yaşayan Türk kökenli vatandaşların da gündemini belirledi. Camiilerde, çay ocaklarında, kuaför salonlarında, kahvehanelerde, gazete bürolarında, iş yerlerinde kısacası her yerde yapılanlar konuşuluyor. Eminim en çok sorulan sorulardan birisi "Almanlar her seferinde bunu neden yapıyor?" dur.

1960'lı yıllardan beri Almanya'da üzerine adeta bir tarih kitabı yazılacak geçmişi bulunan Türk vatandaşları, bu ırkçı yaklaşımları ilk kez yaşamıyor. Bugüne kadar her türlü sektörde emek veren, yabancılar arasında ekonomiye en fazla katkı sağlayan, hiç bir şekilde terör eylemi gerçekleştirmemiş bir kesimden söz ediyoruz. Sosyal hayatın her alanında, iş adamlarının, doktorların, avukatların, öğretmenlerin, siyasetçilerin, mühendislerin, gazetecilerin, yazarların ve yakın gelecekte düşünce dünyasına iz bırakabilecek bireylerin yetiştiği Türk toplumundan nefret etmek, dışlamak, küçük görmek mantıksız değil mi?

Burada yaşayan herkes bu haber ve sözümona mizah programlarının, Alman toplumundaki etkisini tahmin edebiliyor, görebiliyor. Bunu eminim haberleri yapanlar da biliyor ve bile bile yapıyor. Gözlemlemeye çalışan bir kişi olarak bu ırkçı, biraz ezik, fikir yoksunu yayınların birbirine bağlı iki sebebi olduğunu düşünüyorum.

Birincisi, sanırım Alman toplumu düşünme yetisini kaybediyor veya düşünebilecek insan yetiştirmekte zorlanıyorlar. Tarihin sayfalarını karıştırdığımızda bir çok Alman Bilim Adamları, Sanatçıları, Filozofları çarpıyor gözümüze. Einstein, Schopenheuer, Nietzsche, Goethe, Marx, Kant ve Avrupa'nın fikirlerinden beslendiği, yön bulduğu daha onlarcasının yetiştiği topraklarda, şimdi bütün bu olanlar trajikomik görünüyor. Daha ilginci Avrupa'nın içinde bulunduğu kavramsal, düşünsel, sanatsal kaosların karşısında fikri olan ne bir bilim insanı, ne bir yazar, ne de bir filozof görebiliyoruz. Dolayısıyla fikri olan, düşünen insanların olmadığı bir toplumda, elbetteki kalem kullanmayı hakaretten, aşağılamaktan, ötekileştirmekten ibaret sanan sözde aydınların olması başlı başına bir sebep ve sonuç oluyor. Kendi kurdukları sistemle kendi ayaklarına ateş edenler, uzun vadede düştükleri çukurun derinliğini farkedeceklerdir. Aksi durumda yukarıda ismini saydığımız isimlerin kemikleri, bütün bir yüzyıl boyunca sızlamaya devam edecek.

İkinci sebep ise birileri paranın veya belki de makâmın gücünü kullanarak, bu iğrenç yayınların gündemde olmasını istiyor. Bunu kim niçin ister, herkesin kendi takdirine bırakıyorum. Yine de kendisini sanatçı, gazeteci vs. olarak sıfatlandıran ZDF kanalındaki program yapımcıları bir şeyi ya düşünemiyor veya idrak edemiyorlar. Teknoloji çağında, bilginin en hızlı yayıldığı günümüzde 50 yıl öncenin mantığıyla hareket ediliyor. İşte burada yukarıdaki paragrafı destekleyen bir düşünememe veya idrak edememe rahatsızlıkları beliriyor. Ülkesinde yaşayan 3 milyon Türk vatandaşını, sosyal medya üzerinden milyonlarca insanı ve hatta kendi vatandaşlarından dahi alacağı tepkiyi baştan düşünebilse tükürdüğünü yalamak zorunda kalmaz, kriz çıkarmaz, sonrasında pişkin pişkin özür dilemek zorunda kalmazdı. Velhasıl Türkler dün olduğu gibi bugün de, hatta yarın da burada varolacaklardır.

 

Yorumlar

Yorum Gönder