Hayat bir denge savaşıdır


Hayat bir denge savaşıdır

Teşkilat' dizisinin Suzan'ı diye tanıdığımız Asena Girişken de tiyatro ve sinema alemine erken giriş yapan isimlerdendir.

"Erken kalkan yol alır" misali, çocuk yaşlarda çıktığı oyunculuk yolculuğunda önemli mesafe alanlardandır. Kuşağının pek çok ismi gibi sosyal medyayı etkili bir biçimde kullandığı için şöhretini kendi elleriyle daha da parlatmayı başarmıştır.

1992 yılında Antakya’da dünyaya gelen Asena Girişken, ayrıca oyunculuk serüveninde mesleğine de yatırım yapmış, Henüz 14 yaşındayken tiyatro sahnesine çıkmış, ardından oyunculuk eğitimleri almış ve 'Aşk Yeniden' dizisinde verdiği oyunculuk sınavını başarıyla geçmiştir. Yeni Asena Girişken bir yandan farklı projelerde görev almış bir yandan da aldığı eğitimlerle oyunculuğunu geliştirmiştir.

32 yaşındaki oyuncu, 2017 yılında BKM mutfağın ilk ekibinden olan Oğuzhan Koç ve İbrahim Büyükak'ın önemli rollerini üstlendiği uzun metrajlı 'Yol Arkadaşım' filminde Jülide rolünü üslendi.

2021 - 2022 sezonunda Show TV’de yayınlanan 'Üç Kuruş' Perihan karakteriyle adını geniş kitlelere duyurdu.

Ardından en önemli dizi projesi ise 'Aldatmak' dizisi geldi. Girişken bu dizide , Erdal Kesal ve Vahide Perçin gibi ustalarla kamera karşısına geçti ve bu dizide Yeşim Denizeren rolüyle hafızalarda iyice yer etti.

'Üç Kuruş' ve 'Çember' adlı dizilerde de oynayan Asena Girişken, 'Teşkilat'taki Suzan karakteriyle büyük beğeni topladı.

Başarılı oyuncu ile kariyer yolculuğunu, görev aldığı dizilerin yanı sıra hayata bakışını da konuştuk...

GERÇEKLE OYUN ARASINDAKİ FARK

Gerçek hayatta nasıl biri Asena Girişken?

Hayat tabii ki dizi setlerindekinden çok daha karmaşık, zor ve sürprizlerle dolu. Gerçekle oyun arasındaki bakışınızı, düşüncenizi ve gücünüzü dengelemek zorundasınız.

Siz nasıl kuruyorsunuz bu dengeyi?

Her şeyden önce şunu söyleyebilirim ki kendi hayatımda bu gücü dengeleyen şey, aslında hiç bitmeyen bir mücadele hâlidir.

"Hayat mücadeleden ibarettir" diyorsunuz...

Fazlasıyla. Hem de hiç bitmeyen bir savaştır bu. Haksızlıklara karşı, hislerim için, sevdiklerim ve mesleğim adına sürekli mücadele ediyorum. Pek çok kişi de bunu yapıyor. Ama bu savaşı şöyle düşünün... Daha çok, durmadan çalışmak, üretmek ve kendini geliştirme isteği… İçimde hep hareket halindeyim. Hep bir güç harcıyorum ve bu beni güçlü ve ayıt tutuyor. Sanırım beni ben yapan ve ayakta tutan şey de tam da bu.

İNSAN EMEĞİNDEN ETKİLENİR

Oyun dünyasında üslendiğiniz o rollerden biri mutlaka sizi derinden etkilemiştir. O hangisiydi? Belki de birden fazla rol vardır sizi etkileyen...

Güzel olduğu kadar da zor bir soru bu. İnsan ne üretirse üretsin onun manevi değişimi ve gelişimlerini de yaşar içinde. Üstelik sanat ortamında bu daha da güçlü yaşanır. Mutlaka hepsinin bende küçük ya da büyük etkileri olmuştur.

Neden?

Çünkü onlarla uzun zamanlar birlikte yaşıyoruz. Bazen dostlarımız ve yakınlarımız ile bile daha az görüşüyor, konuşuyoruz. Aylarca onlarla yatıp kalkıp, o karakterleri anlamaya, ruh dünyalarının içine girmeye çalışıyoruz. Köklerine inerek oynuyoruz o karakterin, doğdukları evin şartlarına göre değerlendiriyoruz.

Sanırım siz canlandırdığınız rolü tanımak için ayrıca bir gayret sarf ediyorsunuz...

Kesinlikle ve öyle de olmalı zaten. Bir karakterin ruhsal yapısının en alt katmanında yatan nedenleri keşfetmek beni her zaman çok etkiler. Belki tek bir karaktere bağlayamam ama oyunculuğun temelinde olan “anlamaya çalışmayı bırakmamak” benim gerçek hayattaki ilişkilerimi de geliştirdi ve dönüştürdü.

Nasıl bir etkilenmeydi bu?

Bir kere her şeyden öncüe insanların davranışlarının arkasını daha çok görmeye, onları kendi dillerinden anlamaya başladım. Bu da sosyal hayatımda daha derin ve sağlam bağlar kurmamı sağladı.

YAPTIĞIN İŞLE BAĞ KURMAK...

Tüm bu tercihler, ilkeler sizin kişiliğinizi de etkiliyordur.

Hayatımızda olan biten her şey sandığımızdan daha çok etkiler bizi. Benim hayattaka itici gücüm 'tutku'dur mesela. Her şeye karşı tutku beslerim. Bugüne kadar yapabildiğim ne varsa bu sayede yaptım. Küçücük, başkalarının kıymetsiz görebileceği bir şeyi bile tutkuyla yaparım. Bu, beni ben yapan en belirgin özelliklerden biri, çünkü beni aynı zamanda coşkulu, neşeli ve hayat dolu yapıyor. Hayata bakışımı en çok besleyen şey de bu aslında: Yaptığım şeyle gerçekten bağ kurmak.

Bu bağ kendiliğinden mi kuruluyor?

Çoğu zaman öyle oluyor. İster bir rol olsun, ister bir ilişki, ister günlük hayatta küçücük bir an… İçine yüreğimi koymadan, onu yüreğimde hissetmeden yapamam. Sanırım insanlar beni yakından tanıdığında fark ettikleri o tavır da buradan geliyor; yaptığım her şeyi yüzde yüzümle yapmaya çalışıyorum, çünkü ben eksikli ve yarım yaşamayı bilmem.

ZAMANI GELİNCE YÜZLEŞEBİLMEK LAZIM

Madem rollerin sizin üzerinizde çok etkisi var, o vakit Teşkilat'ta canlandırdığınız Suzan karakterinden de söz edelim...  Suzan Erginsoy da daima ayakta kalmak, duygularına kapılmamak zorunda. Bu durum insanı içten içe zayıf düşürmez mi?

Tabii bir karakter yazılırken iş şansa bırakılmaz, her yönüyle ele alınır. Gerçek hayatta bu seyir biraz değişik olabilir. Ama Suzan’ın bastırılmışlığı aslında bir hayatta kalma biçimi. Bazen duygularını rafa kaldırmak insanı ayakta tutar, güçlendirir, çünkü o anda devam edebilmek için başka bir seçeneğin yoktur; ama bu uzun sürdüğünde, içeride birikmeye başlar ve insanı içten içe yorar.

Böyle zorlu anlarda ne yapılmalı?

Aslında 'güç' dediğiniz şey, neyi neden bastırdığını bilmek ve zamanı geldiğinde onunla yüzleşebilmek. Suzan tam da bu çizgide duran bir karakter; güçlü kalmak zorunda ama içinde taşıdığı her şeyle de yalnız. O yüzden izleyici onu sadece sert değil, çok kırılgan bir yerden de hissediyor, çünkü hiçkimsenin beklemediği bir anda her şeyi geride bıraktı ve âşık olduğu adamla kaçtı.

TEŞKİLAT ZORLU BİR DİZİ

Teşkilat iddialı bir dizi. Bir dönemi de yansıtmaya çalışıyor. Böyle bir dizide oynamanın da kendine göre zorlukları olmalı...

Çok yerinde bir gözlem bu. 'Teşkilat'ın dünyası çok maskulen, temposu yüksek ve sert bir evren. Benim için en zorlayıcı tarafı aksiyonun fiziksel yükünden çok, böyle bir dünyanın içinde var olan bir kadını kurmak oldu, çünkü Suzan sadece güçlü değil, aklıyla, sezgileriyle ve duygusal dayanıklılığıyla ayakta duran bir kadın. Böyle bir karakteri oynamak, onun hakkını vermek gerçekten çok zordu.

Bu dize özel bir katkı yaptı mı? Aldığınız tepkiler nasıldı?

Gerçekten ilginç olduğu kadar değişik de bir tecrübe oldu. Çünkü beni seyirci daha çok duygusu açık, güçlü ama kırılgan karakterlerle tanıyordu. Suzan’la birlikte daha kontrollü, stratejik ve duygularını içinde yaşayan bir kadınla karşılaştılar. Bu da algıyı ister istemez başka bir yere taşıdı.

O yoğun yorumlardan sizi çok etkileyenler de olmuştur!..

Haliyle... Aldığım tepkilerde en çok dikkatimi çeken şey şu oldu: İzleyiciler Suzan’ı 'soğuk' değil 'derin' bulduklarını söylediler. Bir yandan da onun ne hissettiğini anlamaya, satır aralarını okumaya çalıştıklarını söylediler. Bütün bunlar çok değerli. Bir oyuncu için böyle yorumlar almaktan, takdir görmekten kıymetli daha ne olabilir? Yayına hazırlayan: Canan CANGERT

 

Yorumlar

Yorum Gönder