UZAK ŞEHİR DİZİSİNİN NARE'Sİ SAHRA ŞAŞ:


UZAK ŞEHİR DİZİSİNİN NARE'Sİ SAHRA ŞAŞ:

Son dönemin sevilen dizilerinden biri olan Uzak Şehir, Güneydoğu'dan yeni bir ağa - aşiret ekseninde yaşanan hayatlara ve insanların verdiği bireysel toplumsal mücadelelerin içinde yaşadığı aşkları, dostlukları ve çıkar çatışmalarırını ekrana getiriyor. Dizi ayrnı zamanda toplumda pek çok şey gibi aşınan aile bağlarını, gelenekle modern hayat arasında yapılan seçimleri işliyor.

Dizinin önemli oyuncularından biri olan Sahra Şaş (Nare Albora Bulut) da duygusal ve korumacı bir karakter olarak öne çıkıyor. Sahra Şaş “Oynadığım Nare karakterinin yansıtmaya çalıştığım naif, zarif ve sessiz gücüne ihtiyacım vardı. Bildiğim ama karşılaşmadığım taşları yerinden oynattı” diyor.

1994 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Sahra Şaş, ilk oyunculuk tecrübesini 2013 yılında yayınlanan Tatar Ramazan adlı dizide yaşadı.

Birçok uzun metrajlı filmde görev alan Şaş, Kadın, Çoban Yıldızı, Zemheri, Ex Aşkım ve Alev Alev adlı dizilerde oynadı. Sahra Şaş, sorularımızı siz okurlarımız için cevapladı...

KAPALI BİR HAYATIM VAR

Şöhretini pekiştirdikten sonra tavırları değişti deniyor. Bu iddialar için ne diyeceksiniz?

Kesinlikle hayır. Zaten zamanımın çoğu Mardin’de sette geçiyor. Orada evde yaşıyorum. Otele ziyarete gelenler oluyor ama ben evde kimseyi görmüyorum. Kısacası ne olup bittiğini de görmüyorum. Kapalı bir hayat yaşıyorum. Havalandığım filan yok. Korkarım öyle şeylerden. Çünkü zamanın size ne göstereceği hiç belli olmaz. Bir gün işler tersine dönüverir. Öyle bir işin içine girersiniz ki yaptığınız her şey silinir gidir. Bildiğim tek şey, şu an yaşadığım hayattan mutluyum. İnsanların sevgisiyle karşılaşıyor, iyi yorumlar alıyorum.

Ünlü olmak korkutan bir  şey mi?

Tabii ki öyle ama ben zaten yükseklerde yaşayan biri değilim. Bir şey var ki nazardan çok korkarım.. “Gözler üstündeyken nazara gelirsin, bir şey olur” diye büyütüldük. Onun dışında bir korkum yok.

 

KÜÇÜK OLMAM HERKESİ ŞAŞIRTTI

 

Oyunculuk aile mesleği değil. Kimler ve neler belirledi oyunculuk yolunuzu?

Bunda kimler ve neler etkiledi, gerçekten bilmiyorum. Ama çok dizi izlerdim. Oradaki karakterleri severdim. Sonra ablam sektörde çalışmaya başladı. ‘Tatar Ramazan’ dizisi çekilecekti. Orijinalinde Kadir İnanır’la Esin Moralıoğlu oynuyorlardı. Ablamla çektiğimiz fotoğraflardan birinde görüp beni Esin Moralıoğlu’na benzetmiş. Küçüktüm ama o fotoğrafta büyük gösteriyordum. Beni çağırdılar, gittim, kapıyı bir açtılar, beni görünce “Ne kadar küçükmüşsün” diye şok oldular. Deneme çekimine aldılar, “Başrol karakter için yaşın küçük ama biz senin oyununu sevdik” dediler ve başladık.

O vakit bu işin eğitimini de almadınız?

Aslında bir dönem konservatuvar sınavları için bir hazırlık kursuna giderken, kaydımı yaptırmak istediğim okuldaki hocalardan biriyle sette karşılıklı oynadım. Kendimi birden gerçek oyunun içinde buldum.

Birçok oyuncuda başrol hırsı vardır!..

Benim hiç olmadı. Ama “bir miktar hırs iyi midir kötü müdür” diye hesaplaşma yaşadığım zamanlar olmadı değil. Ama ben o kadar plansız yaşıyorum ki, duygularım da öyle, çok plansız, kendiliğinden geliyor ve gidiyorlar. Plan bende çalışmıyor. Mesela sevmediğim bir karakter geldi, başrol ama onu kabul edemiyorum. Küçük bir rol ama sevdiysem orada olmak isterim.

YA İNAT YA UMUT

Bu yola ilk girdiğinizde "Ben sanırım bu işi yapamayacağım" dediğiniz zamanlar oldu mu? Kariyer kaygısı yaşadınız mı hiç?

Aslına bakarsanız pek kariyer inşa etme derdinde değildim. Bu huyumun bana pek faydası olmadığının da farkındayım. Yine de heyecanlandığım bir rol geldiğinde, uzun ömürlü olmayacak hissi taşısam da, orada olmak istiyorum.

Bu hep böyle mi sürecek?

Onları alt etmeyi başardım sanırım. Büyüdüm ve iyileştim. Bu içgüdüyle yaklaşan bir oyuncu olarak karşılığında yaşanabilecek olumsuzlukların da farkında oluyor ve sorumluluğunu alıyor oluyorsun. Kendi adıma zorlayıcı tarafları halletmeyi öğrendim, benim dışımda gelişen olumsuzluklara kafa yormamayı da öğrendim. Vazgeçme noktasına da bir türlü gelemedim açıkçası, ne bileyim etrafımda böyle bir örnekle karşılaşmadım. Benim gibi bu meslekte direten arkadaşlarımdan da gördüğüm oydu. Ya inat ya umut ya da neyse o itip duran şey, herkes bir şekilde devam etmenin yolunu buluyor. Bulmak lazım. Bir de hayatta kolay bir meslek var mı ki!

HER ŞEY İÇİN ÇOK ŞÜKÜR

Uzak Şehir dizisi sizde, düşüncelerinizde bir değişikliğe sebep oldu mu?

Dizinin bir oyuncuda böyle bir değişikliğe sebep olma ihtimalini sezmiş olmanız çok ilginç. Ama neresinden nereden başlayacağım bu soruyu cevaplamaya şimdi bilemedim. O kadar çok cümle birikti ki şu an içimde, kısaltarak gideyim, siz beni anlayın. Öncelikle 30'lu yaşlara burada adım attım, bu bir konu ve beni anladınız. Şurası çok net; bütün bunlar yaşanırken çok hafif çok pozitif hissediyorum, pamuk kadar hafif ve tatlı bir hisle seyrediyorum resmi. En önemlisi de bu benim için. Çok şükür diyelim her şey için.

Rol teklifi geldiğinde neler düşündürdü size Uzak Şehir ve bu dizideki rolünüz?

Aslında senaryoyu ilk elime aldığımda "Bu defa sadece hikayenin heyecanına kapılmayacağım" diye kendimi sürekli uyarmıştım. Çünkü yol uzadığında hikayenin heyecanının da bende devam ediyor olması mühimdi. Hikâye kadar bu hikayeyi hayata geçirecek kişiler de aynı derecede önemliydi. Gülizar Irmak daha evvel çalıştığım kalemine hakim ve hayran olduğum, teslim olmaktan aşırı keyif duyduğum bir isim. Yönetmenlerimiz ve yapım şirketi de keza öyle, daha evvel çalıştığım güvendiğim kişiler ve yapıydı. Bu rol ve bu hikaye, bu yaratıcı kadro ile birleşince beni çok heyecanlandırdı. Karşılıklı oynamak için can attığım oyuncu arkadaşlarımla, güven dolu bir maceraya atıldım gibi oldu.

BİR SANİYELİK BİR ŞEYDİ

Hayat hızla değişiyor. Bu hızlı akışta esinlendiğiniz, size güç kuvvet aşılayan bir düşünce var mı?

Bir zamanlar beni sonsuza kadar etkileyeceğini düşündüğüm kitap alıntıları ya da film repliklerinden bir süredir eskisi kadar etkilenmediğimi fark ettim. Galiba bakış açım değişiyor. Ya da büyümek böyle bir şey. Ama yine de bir cümlem var vazgeçemediğim: "Hayat kısa kuşlar uçuyor."

İlk kez kamera karşısına geçtiğiniz andan bu yana hiç değişmeyen düşünceniz nedir?

Hayata karşı şükür sahibi olmak. O günleri şöyle bir düşüneyim... Beni en korkutan en önemli sahneden başlamıştık. Çok yüksek ve tansiyonlu bir sahneydi. Ben evet oynadım ama aslında bence ben, gözümü kapatıp açtım sadece o sahne çekilirken... Bir saniyelik bir şey yaşadım. Şaka gibi, 'puf' diye bir şeydi. Ve o an, "Bu adrenalin bana sonsuza kadar lazım" dedim. Sonra tabii ki daha nice güzel yönünü keşfetmeye başladığım süreçler oldu, derken buradayım, yapıyorum ve yapmalıyım. Teşekkürler hayat...

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder