FETİHLER SULTANI'NIN GÜLBAHAR HATUN'U ASLI TANDOĞAN


FETİHLER SULTANI'NIN GÜLBAHAR HATUN'U ASLI TANDOĞAN

Özellikle geçen son yirmi yılda birbirinden popüler dizi ve filmlerde izlediğimiz Aslı Tandoğan, şu sıralar mutlu evliliğini sürdürür, iki evladını büyütürken Zorlu PSM'de sahnelenen ve Ezop Masalları'ndan uyarlanan Kadife Tavşan'da oyunu izleme şansına erişen küçük seyircilerin keyifli anlar geçirmesini sağlıyor.

2002 yılında ekrana gelen "Gülüm Gül" adlı dizideki rolüyle seyirci karşısına çıkan Aslı Tandoğan yıllar içinde, aralarında "Çınaraltı", "Kurşun Yarası", "Büyük Umutlar", "Aşka Sürgün", "Ah İstanbul", "Dicle Dicle", "Dudaktan Kalbe", "Kapalıçarşı", "Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi", "Zehirli Sarmaşık", Bir Zamanlar Osmanlı: Kıyam", "Leyla ile Mecnun", "Muhteşem Yüzyıl Kösem" ve "Üvey Anne"de oynadı. Şu sıralarda da "Mehmed: Fetihler Sultanı"ın 69. bölümüyle birlikte Gülbahar Hatun adlı karakteri canlandırmaya başladı.

Tandoğan bu geçen sürede, ayrıca "Kabadayı", "Behzat Ç. Ankara Yanıyor", "Kendime İyi Bak", "Git Başımdan", "Söz Vermiştin", "Hayalet 3: Yaşam", "Son Akşam Yemeği" ve "Kadınlara Mahsus" gibi uzun metrajlı filmlerde oynadı.

Şu sıralar bir çocuk oyununda küçük seyircilerin karşısına çıktığı için de röportajın ağırlığını aile hayatı, çocukları ve bu oyun oluşturdu.

Aslı Tandoğan, mesleğine, anneliğine, eşine ve çocuklarına dair sorularımızı sizler için cevapladı...

TABİATLA İÇ İÇE OLMAK!

Her şeyden önce şunu sormak isterim. Mesleğinizi başarıyla yürütürken iki de çocuk yaptınız. Şimdi onlar büyüyor. Peki annelik sizde düşünce ve kalben neler değiştirdi?

Annelik bir kadını bir miktar değil tamamen değişiyor. Düşüncelerin, algın, endişe ve korkuların, hayata bakışın, her şey değişiyor.

Bu değişimlere bir örnek verebilir misiniz?

Tabii ki. Mesela şunu söyleyebilirim. Bu benim karakterimle ilgili bir değişim değil ama yine de çok önemli bence. Mesela çocukların kaçırılması, çocukların şu veya bu biçimde kötülüklere maruz kalması... Bunları sergileyen filmleri asla seyretmiyorum. Böyle filmlerin çekilmesini de onaylamıyorum. Yüreğim almıyor çünkü. Bu filmlerin kısa tanıtım filmlerine bile bakamıyorum, beni aşırı etkiliyor. Kısacası annelikten sonra çocuklara karşı hassasiyetim daha da arttı.

Şöyle bir geri dönüp baktığınızda iki evlat annesi olarak bu sürecin size ne kattığını görüyorsunuz?

O kadar çok şey kattı ki. Ama her şeyden önce şunu söylemem lazım, İnsan anneliği yaşadıkça hayretler içinde kendi annesine dönüştüğünü görüyor. Bu çok acayip bir duygu. Bi anda nerdeyse tüm halleri ile annen oluyorsun. Annelik beni tamamladı evet. Tamamlamaya da devam ediyor. Oğlum gelişim gösterdikçe ben de farklı hallere bürünmeye devam ediyorum. O büyüdükçe ben de büyüyorum.

Anne olmak isteyen gençlere bir tasiyeniz var mı?

Annelik müthiş bir deneyim. Bir insanın bebeğinin olması çok güzel bir şey. Ne kadar yorulursanız yorulun, sabırlı olun ve sonsuz sevgiyle direnin. Çok zor ve yorucu zamanlar da oluyor ama inanın hepsine değiyor.

Hayat içinde kadını bir kahraman ve yönetmen olarak görenlerden misiniz?

Kesinlikle!.. Günlük hayatın bütün ayrıntılarla kadın ilgilenir. Bu yüzden de evle ve çocukla ilgili durumlarda kadınlar çok daha baskın olurlar. Bu durumda da evet kadın yönetmendir ve bir kahramandır. Üstelik öyle gizli de değil apaçık bi kahraman.

LAMİA ROLÜNÜ HİÇ UNUTMADIM

Dizilerde ve filmlerde çok önemli rollerde görev aldınız ama siz aynı zamanda tiyatro sahnesindesiniz. O sahnede yaşadığınız komik, korkunç ya da üzücü bir anınız oldu mu?

Böyle bir soru gelince insan ister istemez, sinema ve tiyatronun ustaları gelir aklıma. Onlar aynı soruya saatlerce cevap verir anlatırlar da anlatırlar. Ama sıra bana gelince bir türlü aklıma gelmiyor, neler yaşayıp hissettiğim. Sanki yine de bir anım var ilgi çekebilecek. "Bütün Çılgınlar"ı oynarken hamileydim ve yine bir turnedeydik. Mekandaki kulise de yabancıyım. Benim de üzerimde beyaz bir kıyafet var. Hamile olduğum için midem bulanmaya başladı. Ve ben kulise doğru koşmaya başladım. Kulise giden koridor da kapkaranlık. O sırada koridorda sahne amirimiz Erdal Bey varmış. Ben ona beyazlar içinde karanlıkta koşmaya başlayınca adamcağızı hayalet görmüş gibi korkutmuşum.

Sizin için önemli bir performanstı Lamia rolünü canlandırmak. O role dair sizi en çok etkileyen olay neydi

Tabii ki. O dizinin çekimlerinde o kadar çok ağlamıştım ki ciddi ciddi hasta olmuştum.

Neden?

Sürekli hüzünlü, üzücü olaylara maruz kalınca insan etkileniyor haliyle. rol gereği sabah kalkıyor ağlıyorsun, akşam ağlıyorsun, rol icabı da olsa sürekli mutsuzsun. Hatta ilk sezonun sonunda ben 42 kiloya düşmüştüm. O diziden sonra uzun süre kendimi toparlamaya çalışmıştım.

Peki sinema ve diziler için, içinde ukde kalmış bir rol var mı? Belli bir karakter ya da rol?

Eski yıllarda heveslerim vardı. Bir ara aksiyon filmlerinde oynamak isterdim. Ama duygusal bağ kurduğum dizi kararkterleri olmadı değil. Mesela Dudaktan Kalbe dizisindeki Lamia karakteri. İki yıl o karakterle içli dışlı olduğum için aramızdaki bağ çok güçlenmişti.

Yeniden anneliğe ve eve dönersek filmler, diziler, sahne, evlilik, eş vi çocuklar derken o inanılmaz hayatın altından nasıl kalkıyorsunuz?

Günümüz anneleri biraz böyle maalesef! Kadınların üzerinde inanılmaz bir baskı da var ayrıca. Çocukları yedirip giydirmek, okula göndermek, dersleriyle ilgilenmek, evdeki yemek , temizlik, düzen, bütün bunların hepsi kadın eline bakıyor. Bu kadın bir de üstüne üstlük çalışmak zorundaysa kadın için kolay bir hayat olmuyor haliyle. 

SANATÇI YETİŞTİREN BİR AİLE

Sizi aktivist yönünüzle de tanıyoruz. Hayvan hakları için yapılan yürüyüşlerde en önlerdesiniz hep!..

O küçük hayvan dostlarımız benim hassas noktam. Toplum Gönüllüleri Vakfı ile de çalışıyorum. Bunları herkes yapabilir, o kadar az zaman alıyor ki. “Bunları yaptım” demekten utanıyorum. Ancak çok keyifli ve manevi olarak insanı besliyor.

Oyunculuğunuzun yanı sıra arp çalıyorsunuz. Müzisyenlik fikri nasıl oluştu?

Biz sanatçısı bir aileyiz. Babam balet, teyzem balerin, annem resim ve heykel yapar. Bir sene Bilkent’te keman okudum, sonra konservatuvar sınavlarına girdim. Nefesli ve vurmalı sazlar gibi daha asi enstrümanlar istemiştim, ama arpta karar kıldım. "Neden arp?" diye soracak oyursanız arp, büyülü bir enstrümandır, tınısı muhteşemdır. Zordur da çalması.

 

Yorumlar

Yorum Gönder