İzmir'in beyaz cama kazandırdığı ünlü oyunculardan biri de Selin Şekerci. Kanal D'de yayınlanan Kraliçe dizisinde Zeynep Gencer karakterini canlandıran oyuncu, mutluluğunu ararken annesinden aldığı beceriyle kendisine başvuranlara şifa dağıtan Zeynep'i oynamanın kendisi için farklı bir tecrübe olduğunu söylüyor.
Arap bir baba ve Azeri bir annenin çocuğu olan Selin Şekerci, tipik bir melez. Kariyerine ekranlarda bir dönem fırtınalar estiren "Kavak Yelleri" adlı diziyle başlayan Şekerci, "Ay Büyürken Uyuyamam" adlı uzun metrajlı filmdeki performansıyla takdir topladı.
Yeni yılla birlikte vizyona giren ve Selçuk Yöntem ile birlikte başrolü paylaştığı "Sevda Mecburi İstikamet" adlı yeni uzun filmiyle kariyerini pekiştiren Selin Şekerci, sorularımızı siz sevgili okurlarımız için cevaplandırdı...
Yayına hazırlayan: Canan Cangert
Kariyerinizde ulaştığınız şu noktadan geriye doğru bakınca "Hayat beni çok zorladı" der misiniz?
Hayat kimse için kolay değil. Daha doğum sırasında zorlamışım annemi. Ama hiçbir şeye kolaylıkla ulaşmadım, belki de böylesi daha iyi oldu. Şanslı olduğum dönemler oldu, mesleğimde iyi insanlarla çalıştım. Yolculuğum boyunca hep bir noktaya çıkıp düştüğüm ivmeler oldu.
İzleri kaldı mı?
Tabii ki. Kimde kalmaz ki? Yaşadıklarım bana bir şeyler verdi, tecrübe kazandırdı ama kalıcı izler de bıraktı.
O zor zamanları nasıl savuşturdunuz?
Aslında başlarda çok zorlandım, isyan ettiğim anlar oldu. Ama hep inandım, her kötü şeyin ardından iyi bir şey geleceğine. Bunun mükâfatını da aldım.
Neden?
Bizim meslekte her defasında başka bir karakteri oynuyorsunuz. Böylesi bir süreci yaşarken sağlıklı kalabilmek zor. Bir de çok insanla muhatap oluyoruz. Normal birinin aldığı tepkinin bin katını alıyoruz. Dolayısıyla psikolojik destek şart.
Bu sektöre girdiğinize pişmanlık duydunuz mu hiç?
Her gün duyuyorum.
Şöhrete ulaşmışken sizi böyle düşündüren nedir?
Öncelikle bu psikolojik olarak demir gibi olmanız gereken bir iş. Müthiş bir rekabet var. Bir de özellikle dizi sektöründe yetenekli olman pek de bir şey ifade etmiyor. Çok iyi insan ilişkileri gerekiyor. Sürekli bir yarış, hep bir sonraki adımını düşünmelisin. Düşünmeyi bıraktığın an ayağını kaydırabilirler.
Arap ve Azeri kökleriniz için ne söylersiniz?
Evet, annem Azeri, baba tarafım kuşaklar boyunca İzmir'de yaşamış ama uzak geçmişte Arap kökenleri var. Bende de o Arap kökenin izlerini bulurlar hep.
Kamera karşısındaki ilk heyecanını hatırlıyor musunuz?
Hatırlamaz mıyım, bir reklam filmiyde ve ben daha lise öğrencisiydim. O rol benim için tamamen tesüdflerle gelişmişti. Filmi Levent Semerci çekiyordu. Sonrasında ‘Kavak Yelleri’ ve ardından ‘Melekler Korusun’ dizileri geldi. İki dizi de fanlarının gayet rahat hatırlayacağı üzere İzmir'de çekilmişti. O sıralar tiyatroyla uğraşıyordum, aramızda kalsın çok da bayılmamıştım kamera önüne. Ama hayat bu, yıllar geçti ve benim işlerim ağırlıklı olarak kemera önünde geçiyor.
Ya sinema kariyeriniz...
Türk sinemasının en önemli yönetmenlerinden Şerif Gören’in yönettiği "Ay Büyürken Uyuyamam" adlı yapımda rol almıştım.
Sizi çok zorlamış mıydı usta?
Ne diyeyim, ilk heyecandı. Ben zaten kendi kendimle uğraştım, durdum. Şerif Hoca, klasik yöntemlerle çalışan ve bunlara çok değer veren bir yönetmendi.
O tecrübeden geriye sizin için ne kaldı?
O zamanın disiplinine alıştırıp her şeyi öğretmişti bize.
Dijital platformlar için siz ne düşünüyorsunuz, tv ve sinemanın yerini alabilecek mi?
Öyle bir şey için henüz çok erken. mesela annemi düşünelim... Dijital platformları takip etse de, televizyondan asla vazgeçmiyor. Ama bir oyuncu için tam bir konfor alanı. Dijital işin rahatlığı bambaşka. Daha az kısıtlandığımız bir mecra. Yaratıcılığı da etkiliyor doğal olarak.
Yeni diziniz ‘Kraliçe’ye gelelim...
‘Kraliçe’, kardeş olmayı öğrenen 3 kardeşin yolculuğunu da içinde barındıran bir hikaye. Herkesin yetenekleriyle ve defolarıyla aile olmaya çalıştığı bir hikaye.
Canlandırdığınız Zeynep Gencer nasıl biri?
Duygularını tamamen kaybetmiş değilse de güçlü olmak için duygularını ikinci plana atmış. Sevdiklerinin mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyan biri.
‘Sığınak’ ile tiyatro sevginizi sürdürüyorsunuz. Tiyatro mu, dizi mi?
Bambaşka şeyler. Öte yandan tiyatro benim ilk aşkım, farklı bir heyecan. Yerini hiçbir şey dolduramaz. ‘Sığınak’ta oynadığım karakterimin bir adı yok. Zaten kimliksizliği, köksüzlüğü anlatan bir oyun ve ben de yaşadığı yere ve ortama tutunmaya çalışan bir mülteciyi canlandırıyorum.
Farklı yüz hatları ve iri gözler. İşinizde bir avantaj teşkil ediyor mu?
Bunun üzerine hiç düşünmemişim. Avantaj olduğu kadar dezavantaj da oluyordur sanırım. Çünkü kalıplaşmış bir güzellik algısı var ve ona uymadığım noktalarda bir şeyleri kaçırmama sebep oluyordur.
Kılık-kıyafet konusunda tercihleriniz nasıl şekilleniyor?
Bir kere fazla titizim, takıntılı olduğum bir kaç parça var. Çocukluğumdan beri postalları hayatımdan çıkaramam. Modayı da çok takip etmem, kendi zevkim hep önde olur. Her yerden de alışveriş yaparım.
Hep planlı programlı mısınız yoksa içinizden geldiği gibi yaşarsınız?
Tabii ki kendi kurallarıma göre. Kendi değer yargılarıma göre. O da hep içimden geldiği gibi hareket etmeme sebep oluyor. Ama kendim gibi yaşıyorum yani Selin’e göre.
Pek hazzetmediğiniz huyunuz...
Çok düşünürüm her şeyi, en ince detayına irdeler, inceler dururum.
İstediğin gibi biri misiniz?
Tam istediğim gibi bir kadınım, zamanla daha da demlenecek.
Boş vakitleriniz nelerle dolar?
Film izlerim ve yazarım.

Yorumlar