Türk-Alman İlişkileri alanında ortaya koyduğu eserler ile karanlıkta kalan kültürel belgeleri günümüz insanlığı ile paylaşan Dr. Latif Çelik bu günlerde sürgün Almanlar‘ın Türkiye’de doğan çocukları ile Türk ve Alman medyasında tekrar gündeme geldi. Türk Tarih Kurmu ile birlikte Münih’in tarihi sarayalarından Alte Rathaus salonlarındaki kalabalık bir tarih meraklısı ile tarihi şahsiyetleri buluşturan Dr. Çelik, “Ortak tarihe katkı yapmanın bir bilim insanı olarak kendini rahatlattığını belirtiyor.
Yoğun iş temposu arasında IKG- Kültür, Tarih ve Entegrasyon Araştırmaları Enstitüsü‘ndeki binlerce tarih kitabı arasında bulduğumuz Latif Çelik ile hem çalışmaları, hem de Türklerin ve Almanların tarih algıları hakkkında konuştuk. Dışarıdan O’na yorgun tarihçi dense de, önümüze serdiği belgelerden ve çalışmalarından hiç te yorulmadığını farkederek merhaba dedik…
Soru: Sakin olduğunuzu düşünerek randevulaştık ama 20 dakikada sıra geldi?
Latif Çelik: Haklısınız, ben de özür ile başlamak isterim. Bizim meslekte bazen bir silik notun altını bile çizip tasnif etmeye büyük önem verilir. Çünkü haftalarca aradığımız yorum ve belgeyi bir daha kaybetmek istemeyiz.
Soru: Uyuma inanıyormusunuz?
Latif Çelik: Tabiki inanıyorum, insanların uyum içinde yaşaması öncelikle kendi kültürel dinginlikleridir. Dünyanin neresinde yaşarsanız beraber olduğunuz toplumda sivri ve çoğunluğun özellikleri ile çatışan yanlarınız ile gündeme gelmektense, toplumun önemli bir kesimini ilgilendirecek güzelllikleri ortaya koyabilmek çok daha önemlidir.
Soru: Pekiyi Almanya Türkleri’nin böyle bir şansı var mıdır sizce?
Latif Çelik: Neden yok ki, diye size sorayım ama; birbirimize tahteravalli soruları sormadan devam edelim. Herkes kendi işini en iyi şekilde yaparsa değerini anlayanlar mutlaka çıkacaktır. Türk olsun, Alman olsun önemli değil, işini en iyi yapanlar bir şekilde zaten öne çıkacaklar ve farkedileceklerdir.
Soru: Sizce Almanya Türkleri’nin genç nesli üretici mi?
Latif Çelik: Elbette, bizdeki bakış açısı biraz hasta. Herkesten aynı ölçüde başarı bekliyoruz. Bu olmaz ve yanlış bir beklentidir. Almanya’nın geleceğinde göçmenlere mutlaka yer var. Hayatın her sahasında göçmen kökenliler var. Biliyorum, “Ama” diyerek soru sormayın lüften, elbette zorluklar var. Almanya’da Alman’nın zorluğu var, elbette Türkler‘in de olacak. Hayat kolay değil, ama bizimkilerin bilgi ve kalitesi arttıkça kendilerine olan güveni de artacak ve inanın sorunları da minimize olacaktır.
Soru: Geçen ay organize ettiğiniz Türk-Alman Tarih Çalıştayı halâ konuşuluyor. Neden ihtiyaç duydunuz buna, sonuçta 90 yıl önceki konular. Bilinmesi çok mu önemli?
Latif Çelik: Öyle değil işte, bir söz vardır, “Tarih ders alınsın diye vardır” diye. Ben de biraz mütevazi olarak “ders alınmasa bile bilinmesinde fayda vardır” diyorum.
Soru: Bu neslin ne kadar dikkatini çekiyorki bu yaptıklarınız?
Latif Çelik: Bence çok yüzeysel yaklaşıyorsunuz. İnsanlara ne sunarsan sun, ama orijinal olsun ve sunucular yürekten konuşsunlar. İşinin uzmanı ve geleceği hayal edenler olsun. O zaman mutlaka sizin çalışmalarınız daha iyi anlaşılacaktır.
Soru: Tarih çalışmalarınıza Türkiye’de ilgi duyanlar var mı?
Latif Çelik: Elbette, bilimsel anlamda konunun uzmanı ve alanında yetkin akademisyenler çok daha çabuk anlıyorlar bir çalışmanın değerini. Bu da insanı çok memnun ediyor.
Soru: Bürokrasi ile aranız nasıl?
Latif Çelik: Benim işim bürokrasi ile değil, kültür tarihçiler dünyası ile, veya tarihi önemseyenler bilim insanları ile bereberim. 80 civarindaki Türk ve Alman tarihçi arkadaşım ile sürekli iletişim halindeyim. Şu an 2023 ve 24 yıllarında neler yapabileceğimizi konuşuyoruz. Bazen yollarda, fırsat olduğunda enstitüdeki odamda veya Frankfurt National Bibliotek’teyim. Tarihin bir dönemine mercek tutarken sürekli yeni bilgilere de ulaşıyorsun. Meselâ bu şehrin arşivlerinde Cem Sultan‘ın izlerine rastladım. Ayrı bir konu tabi, ama heyecan verici bir bilgi idi benim için.
Soru: 90 yıl önce Türkiye‘ye gelen Alman akademisyenlerin bu kadar ilgi görmesini anlayamadım?
Latif Çelik: Mutlaka akademisyen camiada bu konu kısıtlı da olsa biliniyor ama, detaylı olarak bilinmesi için Türk-Alman bilim tarihine dikkat çekmek istedim. Aslında konuyu Alman toplumuna da sunmak istedik. İki milletin ortak tarihinin gündem olması her iki taraf için önemlidir.
Soru: Belki provokatif olacak ama, Almanlar da bu konuya ilgi duyuyor mu?
Latif Çelik: Elbette, Bavyera İçişleri Bakanı himayesinde düzenledik. Her konuyu herkes bilmeyebilir veya ilgisini çekmeyebilir. Ancak Münih Türk-Alman Tarih Çalıştayı sonrası en az Türkler kadar Almanlar’dan da teşekkür aldık. “İki milletin ortak tarihinin bu kadar içiçe olduğundan haberdar değildim” diyenler oldu. İnsanlara doğru ve orjinal bilgi vermek çok önemlidir.
Soru: Türk Tarih Kurumu da sizinle aynı mı düşünüyor?
Latif Çelik: Kurum adına konuşmam doğru olmaz, ama bu konuda bir teklif yaptığımda kurum başkanı ve uzman arkadaşlar bir müddet sonra olumlu dönüş sağladıklarında tabiki motive oluyor insan. Sonuçta Atatürk’ün tarihe verdiği önemin gerçekleşmiş halidir bu kurum. Son derece önemli ve alanında çok önemli insanlar var orada.
Soru: Almanya’da yaşayan bir bilim insanı olarak neyi amaçlıyorsunuz diye direk bir soru sorsam?
Latif Çelik: İki ülke arasında çok yönlü ilişkiler var. Bunların daha da artacağına inanıyorum. Ancak fizikçisinden müzikçisine, ekenomistinden siyasetçi veya siyasetçisine kendi alanlarında bilimsel katkı sunmaya devam ederlerse bizden sonraki araştırmacılar ile insanlığa katkı sunmuş olurlar.
Soru: Örnek verebilirmisiniz?
Latif Çelik: Biz son Münih Tarih Çalıştayı ile erken cumhuriyet döneminin son şahitlerini sahneye çıkararak sadece iki milletin ortak tarihine değil, 30’lu yılların Türkiyesi’nin bilim insanlarına verdiği değeri gündeme taşıdık. Tarihçilerin yazılı notları dışında, dönemi yaşayan insanların çoçuklarına anlattırdık. Atatürk’ün bilim insanlarına olan saygısını, Türkiye’nin bu insanlara verdiği değeri, onların çocuklarının ağzından gündem olmasını sağladık.
Soru: Bir yerde bizim tarihimiz gündeme geldi?
Latif Çelik: Sadece tarihimiz değil, Almanya’nın döneme ait bilgileri de gündeme geldi. Bize sığınanlar ne için geldi, bunları da konuştuk. Tarihi bir sarayda modern Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl doğuğunu konuştuk orada. Atatürk’ün muasır medeniyetler hedefinin ne olduğunu tarihin şahitlerinden dinledik. Bütün bu bilgilerin sonunda Türk insanı kendi ülkesinin değerini daha iyi anladı, 10 yılda cumhuriyetin başını dik tutabilmesinin önemini de değişik açıdan farketmişlerdir diye düşünüyorum.
Soru: Özellikle Elisabeth Weber – Belling’in kızının duygusal konuşması önemliydi. Ben bir Kadıköylüyüm, İstanbul kızıyım ve sizi çok seviyorum demesinden heyecanlandım?
Latif Çelik: Bu Alman nesli Türkiye’ye çok samimi duygular ile bağlı. Prof. Rudolf Belling Amerika‘ya gitmek üzere iken tercihini Atarük’ün ricası ile “Hayalllerin Türkiyesi” yönünde kullanan insandır. İki yıl için geldiği ülkemizde 35 yıl kalır.
Soru: Bir diğer Alman’ın ismi ise Türkçe idi. Bu arkadaşın ismi gerçekten kimliğinde de Türkçe mi?
Latif Çelik: Evet, kimlik ve pasaportunda Enver Tandoğan Hirsch. Enver, Enver Paşa’nın ismi, Tandoğan ise dönemin Ankara valisi. Geri döndükten sonra bu ismi değiştir diyen Alman yetkililere hayır bu isimle ölmek istiyorum şeklinde cevap verir.
Soru: Holzmeister konusunda konuşan arkadaş ta güzel bilgiler aktardı?
Latif Çelik: Evet Clemens Hozmeister ikinci meclisin projesini çizen mühendistir. Zaten meclis öncesi çok sayıda bakanlık ve resmi kurum binalarının projesini çizen mimardır Clemens Holzmeister. Atatürk’ün yakın dostlarıdır bu bilim insanları aynı zamanda. Türkiye’deki sürgün Alman bilim insanları tabiki sadece bu kadar değil. Bu insanların sayısı 1942 yılına gelindiğinde 700’ü aşıyor. Bir çoğu alanında dünyanın en saygın bilim insanlarıdır.
Soru: Davet ettiğiniz isimlerin hepsi gelemedi sanıyorum?
Latif Çelik: Ernst Reuter’in oğlu Edzard uzun bir seyahatte idi. Kendisi, uzun yıllar Türkiye’nin Almanya’daki en önemli dostu olarak bilinmiştir. Ernst Reuter Türk ve Alman Dışişleri Bakanlarının saygı gösterdiği önemli bir isimdir. ERG- Ernst Reuter Girişimi adlı proje sanırım hala yürürlüktedir.
Soru: Tarihin bu dönemini çok iyi takip ettiğiniz farkediliyor?
Latif Çelik: Uzun yıllardan bu yana Federal Almanya Arşivleri ve bu ailelerin günümüze kadar gelen nesilleri ile sürekli iletişim halindeyim. Hatıralarının gderlerip aile arsivleri ve babalarının hatıra ve günlüklerini takip ediyorum. Türkçe ve Almaca olarak her iki ülkede yayinlanan yazılı belgeler ile çocuklarının döneme ait canlı söylemlerini kayda almaya çalışıyorum. Hem sürekli ben de yeni şeyler öğreniyor ve yaşanmış tarihin güzelliklerini tarihseverlere daha derli toplu olarak sunmaya çalışıyorum.
Soru: Hala neyi öğreniyorsunuz?
Latif Çelik: Bu insanların babaları modern Türkiye’nin kalkınma hamlesine destek verip şekillendiren insanlardır. Düşünün Ankara’daki tüm bakanlık binalarının projelerini çizen mimarın torunu, İstanbul Güzel Sanatlar Fakültesi‘ni kuran Profesörün kızı ve Ankara Hukuk Fakültesi‘ni kuran hocanın oğlu karşınızda ve hala unutmadıkları Türkiye hatıralarını ile ilgili konuşuyorlar. Bu heyecanı anlatabilmem mümkün değil.
Soru: Sanıyorum en büyük heyecan sizde oluşmuş?
Latif Çelik: Ben bu insanları dinlerken kendi ülkemin de tarihini öğreniyor ve heyecan duyuyorum. Yıl 1932 ve 25 bin nüfuslu küçük bir bozkır kasabası geleceğin modern Türkiyesi‘nin seçilmiş bir başkenti olma yönünde ilerliyor. Dönemin Avrupası‘nın önde gelen bilim insanları Atatürk’e inanıp, onun daveti ile Türkiye‘ye gelerek çalışmaya başlıyorlar. O dönemi Alman şahitlerden dinlerken Türkiye’nin yakın tarihindeki bilimsel çalışmaları da farketmiş oluyorsun. Türkiye Cumhuriyet’nin kuruluş yilları ile ilgili bilgileri çok değişik bir kanaldan öğrenmek önemlidir. Mesela ilk liman ve gümrük kanunlarımızı, ilk iktisad ve pazar kurallarımızı karşımda konuşan insanların babaları veya dedeleri yazıyor. Hatta, o insanların 30’lu yıllarda yazdığı ders kitapları ile eğitim gören yüzlerce vali ve kaymakamı Türkiye bürokrasisine kazandırıyoruz.
Soru: “Tarihi tarihçiden dinlemek bu mudur acep” demek geliyor içimden?
Latif Çelik: Doğru olan da budur, tarihi herkes sever ama, bilmek ayrı bir şey. Çok sayıda samimi tarih meraklısının olduğunu, ve sayılarının giderek arttığını görmek ise ayrı bir mutluluk.
Soru: Almanya tarafından ilgi var mı?
Latif Çelik: Hemde nasıl, Alman Bakan Joachim Herrmann 3 sayfalık bir mektup ile teşekkür etti. Türk-Alman İlişkileri alanında yazdığım kitaplar ve Münih’de düzenlenen Türk – Alman Tarih Çalıştayı’nın ikili ilişkiler ve Almanya’daki ortak tarih bilincimizin artmasına sağladığı katkıyı samimi cümleler ile ortaya koyarak teşekkür etti. Araştırmalarımızın ortak bilim tarihimiz ile bu günkü dostluğumuza önemli katkılar sağladığını belirten uzun bir mektup gönderdi. Bütün bunları yanyana koyunca Türk-Alman Tarihi alanında güzel şeyler yaptığımıza inanıyorum.

Yorumlar