"Menajerimi ara" dizisinden Ahsen Eroğlu


Star TV'de yayınlanan Menajerimi Ara, ekranın kahkahası en bol dizilerinden. Drama ve komediyi harmanlayan dizi, özellikle oyuncularının başarılı performansıyla beğeni topladı. İddialı ve havalı bir yetenek ajansında dört menajerin asistanlarıyla yaşadıklarını merkeze alan dizide Barış Falay, Fatih Artman, Ayşenil Şamlıoğlu'nun yanı sıra Dicle Ertem rolüyle göz dolduran Ahsen Eroğlu. Genç oyuncuya sadece Fransız yapımı Dix pour Cent adlı diziden uyarlanan Menajerimi Ara'yı değil, başarılarını, gelecek planlarını ve mesleğine dair fikirlerini sorduk.

Yetenek ajansı Ego'ya bağlı Kıraç (Barış Falay), Feris (Canan Ergüder), Çınar (Fatih Artman) ve Peride (Ayşenil Şamlıoğlu) adlı dört menajer her gün yönetilmesi zor durumlarla uğraşıyor ve iş vizyonlarını savunuyorlar. Sanatı ve işi ustaca birleştiriyorlar, ancak özel ve profesyonel yaşamları bazen çatışmaya giriyor. Menajerler ve asistanları, bizi ünlü oyuncuların vahşi dünyasının perde arkasına götürüyor; kahkahalar, duygular, entrika, hayal kırıklığı ve gözyaşlarının sürekli çarpıştığı yere. Bu vahşi dünyanın içerisine ilk kez giren Dicle (Ahsen Eroğlu), egosu boylarından da yüksek olan kişiliklere karşı mücadelesine en alttan başlayarak savaşa ben de varım diyor.

Dicle Ertem (Ahsen Eroğlu): Feris'in asistanı. Antalya’da büyümüş, babası tarafından ilgi görmeyen bir kız. Annesini ve kendisini terk ettiği için babasını affedemiyor ancak İstanbul'a gelip Ego ajansında çalışmaya başlayarak kendini ona kanıtlamaya çalışıyor. Sonradan menajer olur.

Her yapım ve o yapıma emek veren herkes iddialıdır ve en iyisini umar. Ancak menajerimi Ara, büyük bir beğeni topladı. Bu kadarını umuyor muydunuz?

Öncelikle tüm izleyicilerimize, bizim heyecanımızı paylaşan ve bunu yorumlarıyla devamlı hissettiren herkese çok ama çok teşekkürler! Projeye ‘evet’ derken tabii ki herkes gibi benim de göz önünde bulundurduğum bazı kriterler oluyor. Menajerimi Ara'nun başarısı için şunu söyleyebilirim. Dizinin proje sahiplerini göz önüne aldığımda hedef çıtanın yüksekliğini anlamıştım. Ancak kendi adıma pek o kadar da rahat ve iddialı değildim açıkcası.

O zaman bir endişe ve heyecan yaşanmıştır ister istemez!..

Yaşanmaz mı?.. Dizi ekrana gelmeden dört bölüm çektik, bölümleri izlemeden karakteri devam ettirmek, hatalarımı görmeden ilerlemek korkutucuydu ama bu işin bir ekip işi olduğunu, ekibe güvenmeyi ve küçük bir parçası olduğum ekipte, üzerime düşeni yaptığım sürece başarının kendiliğinden geldiğini bir kez daha gözlemledim. Çok mutluyum, işimi iyi yaparak güzel dönüşler alabildiğim için mesleğe dair motivasyonum çok arttı!

Dicle de kendi işinde sizin yaşadığınız korkuları yaşadı bir bakıma. Bir işe başlamak sahiden de çok zor mu?

Aslında Dicle kadar korkmuyorum başlangıçlardan. Aksine her başlangıç heyecan verici, yaşama arzusunu ve coşkusunu tetikleyen bir tarafı da var. Dicle’nin başlangıcı biraz tesadüfi oldu. Kendine yer bulmaya çalışması, sadece mesleki başarısıyla ilgili değil; aynı zamanda duygusal bir savaşın içinde. O yüzden Dicle için gerçekten zor çünkü o babasıyla yeni bir başlangıç yapmaya çalışıyor. Ancak her yeni başlangıç bu kadar sancılı olmaz, yeni şeylere başlamaktan hiç korkmamalıyız bence.

Menajer Dicle, Ahsen Eroğlu'nu masanın karşısına alsa ona dair ilk değerlendirmesi ne olurdu?

Ah ne kadar zordur değil mi insanın kendine dışarıdan bakması! Emin olabildiğim tek cümle ‘ne kadar enerjik bir insan, odaya neşe getiriyor’ olurdu.

Gerçek hayatta da dışarıya yansıttığınız kadar mutlu musunuz?

Şükürler olsun ki öyleyim! Seviyorum mutlu olmayı ne yapayım?

Menajerimi Ara, kusursuz dünyanın bambaşka perde arkasını yansıtıyor. Dizi, o dünyaya dair bir fikir verdi mi size de?

İlk deneme çekimlerimden biri tam bir fiyaskoydu. Hayatımda hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Çok genç ve tecrübesiz herkesin başına gelebileceği gibi, role uygunluğumu ispatlamaya çalışırken; babaannemin taklidini yapmama kadar vardırdım acemiliğimi!

O tecrübe size ne kazandırdı?

Bir kere çok şey öğrendim. Kıymetli bir hayat tecrübesi edindim.

Mesela?

Doğru insanların doğru yönlendirmelerinin ne kadar önemli olduğunu fark ettim ve hayal kırıklığım daha çok kendimle ilgili oldu. Sonrasında her görüşmemde bir şey daha öğrendim, kendimi daha iyi tanımayı denedim ve her şeyden önce çok eğlendim!

Dicle, meslek hayatında büyük bir rekabete giriyor. Bu acımasız savaş onun özünü tahrip edebilir mi?

Onun adına en korktuğum şeylerden biri bu. Çünkü hassas olan kalbi, kırıldıkça katılaşacak. İstemeden de olsa yavaş yavaş bir köpekbalığına dönüşme ihtimali artacak. Ancak hikayemizde ilgimi çeken gri karakterlere baktığımda, Dicle’nin hassas değerlerini koruyarak; sektöre yeni bir soluk getirebilecek bir mesleki yaklaşımı olabileceğini umut ediyorum. Belki de hepimize yeni bir şey öğretir bu.

Salgın sizi de evinize kapadı ve bu izole süreçleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Resim yaparak! Bu yeteneğimi daha da ileriye taşımakta kullandım kapanmayı.

Hiç sıkıldığınız olmuyor mu?

Tabii ki benim de zorlandığım anlar ouyor. Ancak her şeyi bir avantaja dönüştürmek gerek. Ben de boş zamanı kendimi çizim alanında geliştirmek için kullandım. Üstelik resim yapmak bir terapi oldu benim için. Çizim benim için bir oyun alanı olmanın çok ötesinde, oyunculukla aynı yerde duran bir tutku. Kendimi bildim bileli çiziyorum, ilk anılarımdan biri annemin bana aldığı sulu boyaları heyecanla denememdi. Ana okulunda haftada 15 dakika bilgisayarda çizim dersimiz olurdu, bütün hafta o dersi beklerdim. İnanmayacaksınız ama çok uslu bir çocukmuşum! Hayallerini kendine saklayan, en fazla kağıt üzerine çizerek anlatmaya çalışan kendi halinde bir çocuk.

Çocukluğunuza dair neler söylersiniz?

Özgür bir çocukluğum oldu, büyük şehirde büyümemiş olmanın avantajlarından olarak görüyorum bunu. Piyano, satranç dersleri arasında geçmedi çocukluğum. Sokakta oynamayı, kirlenmeyi, düştüğümde dizimin nasıl acıyacağını biliyorum. Çorlu’da babaannem, dedem, annem, babam ve abimle büyüdüm. Yaşıtım olan kuzenlerim de bizi hiç yalnız bırakmazdı. Annem ve babam çalıştıkları için dedem ve babaannemle aramızdaki bağ çok güçlüdür çünkü beni onlar büyüttü. Eğitime önem veren bir aileden geliyorum, bu nedenle üniversite hep benim için doğal bir seçenekti ve üniversite okumak için gittiğim İzmir, vizyonumu genişletebilmem için bana fırsat tanıyan bir şehir oldu.

Farklı yerlerde yaşamak tahammül edilmesi gereken bir zorunluluk muydu yoksa bir keyif ve deneyim mi?

Her yer, insana kendendin inanılmaz güzellikler katar. Hayalim, daha çok yeri görüp tanımak. Ailemin gittiği şehirler dışında ziyaretlerim de oldu. Her güzel şehre ait hissedebiliyor insan kendini; ama sadece birkaç günlüğüne... Zaman geçtikçe oraya ait olmadığınızı anlıyor ve yeni bir arayışa giriyorsunuz. Uzun zaman geçirdiğim ve beni arayışa sürüklemeyen iki şehir oldu: İzmir ve Londra.

Kendinizi şanslı buluyor musunuz?

Aman nazar değmesin ama sahiden de çok şanslı buluyorum kendimi. Şanssızım demek nankörlük olurdu. Hayatta istediklerimi yapmak için, hep bir adım sonrasını düşündüm ve çoğu zaman kendi şansımı yaratmak için çabaladım.

Hırslı biri misiniz?

Hem de nasıl! Kolay kolay pes etmem, eleştiriler beni hep daha iyiye doğru kamçılar. Bu nedenle acele ettiğim, şansımı çok zorladığım çok nadir anlar da oldu; ama hemen bundan bir ders çıkarmayı bildim. Aslında sadece çok çalışkan ve ne istediğini az çok bilen biriyim. Sanırım bu yüzden şansla beraber kol kola yürüyebiliyoruz.

Sosyal medyada yansıttığınız farklı bir resim var. Bize buna dair neler söylersiniz?

Özellikle herkesin karşısına çıkan hesaplardan biri olmamaya, gerçekten beni yansıtan içerikler paylaşmaya çalışıyorum. Aslında bu biraz kendiliğinden oluyor, samimiyeti ön planda tutuyorum. Sosyal medyam da ben nasılsam öyle. ‘Ne paylaşsam daha çok beğeni alır?’ diye düşünmüyorum. Ama tüketime gelince, yaşıtlarım kadar maruz kalıyorum ve bir ayakkabıyı almak için günlerce sayıkladığım da oluyor!

Bir oyuncu olarak son dönemde sizi çok etkileyen filmler ve rollerle karşılaştınız mı?

Tabii ki! Düşününce bile heyecanlandığım karakterler var! Killing Eve’in Villanelle’i, Anne with an E’nin Anne’i, The Crown’da Prenses Margaret (Helena Bonham Carter) ve biraz kolaya kaçmak gibi görünse de Mesajınız Var’da Kathleen Kelly’yi oynamak çok isterdim.

Resimlerinizi bir gün bir sanat galerisinin duvarlarında görebilecek miyiz?

Ne güzel olurdu!.. En büyük hayalim! En büyük… Şu an bile çok heyecanlandım. Sergilenebilecek eserler üretebilmek benim en büyük mutluluğum.

Sahip olduğunuz en büyük özelliğiniz!..

Mutlu doğmuş olmak. Hatta en büyük korkum, ileride bu mutluluğumu kaybetme ihtimalim. Beynimde bir düğme var sanki, çok kırılsam da mutlu olmayı seçebildiğim bir düğme. Zaman zaman ‘neden bana bunu yaptılar?’ dediğim anlar olmuyor değil; o anlarda mutluluğa karşı hevesim kırılacak gibi oluyor. Ama sonra sabah kalkıyorum ve pencereden sızan güneşi bir görüyorum, yine mutluyum! Yaşamak ve bir şeyler için çabalamak çok değerli… Bedenim ve zihnim işledikçe de mutluluğum artıyor.

Adınız geçince insanlar sizin için ne dese mutlu olursunuz?

Çalışkan, azimli, başarılı ve aynı zamanda da dürüst ve hassas biri oduğumu söylerlerse inanılmaz mutlu olurum.

Yakın gelecek için neler hayal ediyorsunuz?

Özellikle mesleğim için güzel hayaller kuruyorum. Oyunculuk alanında sürekli gelişim gösterme hedefimin yanı sıra, en yakın hedeflerim ürettiğim eserlerden bir sergi açmak ve iyi bir portfolyo hazırlayarak eğer başarabilirsem Royal Art Academy’de resim üzerine yüksek lisans yapmak istiyorum.

Yorumlar

Yorum Gönder