Samsun'da Devrimi Yaşamak


Yaklaşık 150 sene önce bu topraklara bir virüs gibi bulaşan darbe yapma hastalığının en sonuncusunu 15 Temmuz 2016 gecesi Karadeniz’in incisi olarak gördüğüm 70 000 nüfuslu (köylerde yaşayanlar dahil) Samsun’un Terme ilçesinde an ve an yaşadım.

O gece, gazeteci arkadaşımın Almanya’dan beni arayıp ta “televizyonlarda bir darbe söylentisi var. Bir de sen bak” demesi üzerine TRT’yi açtım.

27 Mayıs 1960, 12 Eylül 1980 darbelerinin yanısıra verilen muhtıraları ve yakın tarihimizi okuyarak okuma hayatımı geçirdiğim için, TRT’nin yayınından kalkışma değil,  darbe olduğunu anladım. Çünkü Türkiye’de yapılan tüm darbelerde ilk atılan adım, devletin yayın organını ele geçirmekti… O akşam da öyle olmuştu.

Tatildeydim…

Türkiye’de her şey tam takır işliyordu… Ekonomi iyi işliyordu…

15 yıl önceki fakirlik gitmiş, refah bir hayat gelmişti…

Trafikte kırık dökük bir otomobil kalmamıştı.

Eskiden lokanta önlerinde duran kişiler bizleri içeri çekmek için az dil dökmezlerdi… Şimdi ise lokantalar ve kafeteryalarda neredeyse boş yerler yoktu. Halkta para var ve de harcıyordu.

Gençler,  marka eşyalara para verebiliyordu  artık.

Hal böyle iken “uşaklar”a rahat batmış, darbeye teşebbüs etmişlerdi…

Şok içerisindeydim… Darbe yapılacak neden ne idi?

Bir şeyler yapmalıydım… Ama ne?

Hemen çevremdeki arkadaşlarımı telefonla arayarak ilçe merkezinde meydanda buluşmamız gerektiğini söyledim.

Bir şeyler yapmak istiyordum…

Arkadaşlarım ne kadar da “gerek yok her şey yolunda. Birkaç köpek darbeye teşebbüs etmiş” dedilerse de ben onlara ısrarla meydana gelmelerini söyledim. Buluştuk.

Buluştuğumuz meydanda yaklaşık 50 kişiydik.

Böyle bir durumda neden binlerce kişinin sokağa çıkmadığından yakınmaya başladım. Aradan yarım saat geçti… Meydan doldu ve binlerce kişi gelmişti.

Gelenlerin %90 ı gençlerdi. Bu çok önemliydi. Sloganlar atılmaya başlandı… Gençlerin oluşturduğu kalabalık yoğunlaşıyor, sloganlar da şehir içini inletiyordu…

“Hoşt hoşt Feetoş” diye şehir içini inleten kalabalık yeri göğü inletiyordu. Herkes yüreğini alarak, imanına sarılarak hazırlıklı gelmişti. Başkomutana ve halka yapılan ihaneti kabullenemiyorlardı. Eğer Terme meydanında bulunan Jandarma Karakolu’ndan askerler dışarı çıksalardı kesinlikle çok kan dökülerek bertaraf edilecekti. Halk kararlıydı. Çok şükür ki asker karakolda kaldı.

Terme Kaymakamı İlyas Gün; yanına aldığı emniyet müdürü, belediye başkanı ve jandarma komutanı ile birlikte, darbecilere öfkeli vatandaşı yatıştırarak evlerine dönmelerini, tehlikeli bir durum olmadığını söyledi. Bir kısmı geri döndü fakat büyük çoğunluk meydanda kalmayı tercih etti.

Asrımızın en büyük ikinci silahsız devrimcisi Recep Tayyip Erdoğan (birincisi, ABD’yi bir kroşe ile nakavt eden Muhammed Ali’dir), halkı sokağa çağırarak “uşaklara” karşı “karşı devrim” yaptı.

Darbe teşebbüsü esnasında milleti paniğe sokmadan işi zamana yayarak halkın desteğini sağladı. Halk, başkomutanlarının emirlerini tek tek yerine getirdi. Kendi sivil halkını bombalayan, öldüren hainler neye uğradıklarına şaşırdılar.

Şimdilik 3 ay süreli OHAL süresine girdi Türkiye. Bu şu anlama geliyor: Türkiye’de gerçekleşen silahsız devrime şimdi son şekli verilecek.

Gerçek ''Devrim '' böyle olur. Herkes görsün...

Halkın devrimi şimdiden “tüm dünyaya” hayırlı olsun.

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder