"Üfff! Tepeden tırnağa evimin kadınıyım"


Müzisyen bir aileden gelen Simge, küçük yaşlardan beri müzikle iç içe oldu hep. Şu sıralar tüm dünyayı etkisi altına alan Corona salgınının insanların hayatını olumsuz etkilediğini ifade eden Simge, "sanatçının görevi, böyle zamanlarda insanlara yalnız olmadığını hissettirmektir. Ben de bu konuda elimden geleni yapıyorum. Herkesi sağlık ve mutluluk dilerim" diyor. Hayatın adeta durduğu günlerde, ‘Akustik’ konserinde söylediği şarkıları YouTube kanalı üzerinden tek tek izleyicisiyle buluşturan sanatçı, bin yandan da yaz albümünün hazırlıklarını sürdürüyor.

İsterseniz önce işinizden söz edelim... Bize ‘Simge Akustik Live’ projeniz hakkında bilgi verir misiniz?

Ocak ayı ortalarında verdiğim ‘Simgeden Akustik’ konserim inanılmaz güzel geçti. Hem kendi şarkılarımı, hem yastık altında kalan, söyleme fırsatı bulamadığım birçok şarkıyı seslendirdim. Konserin tamamını hem sesli hem görüntülü olarak kaydetmiştik. Görüntüler gelince menajerim Özgür Aras’ın o kadar hoşuna gitti ki “Biz bunu kesinlikle bir platformda yayınlamalıyız” dedi. Fikir o şekilde doğdu.

İlk olarak ‘Ne Zamandır’ şarkısını yayınladınız. Bu şarkının yeri hayranlarınız arasında çok farklı sanırım...

Aaaa! Böyle hissetmeleri çok güzel. Hissederek okudum çünkü. Aslında uzun zaman önce aldığım ve kenarda beklettiğim bir şarkıydı. 16 şarkı seslendirdim  konserde. Her Cuma tek tek tüm şarkılarımı YouTube kanalım üzerinden buluşturacağız sevenlerimle.

‘Ne Zamandır’ şarkısının özel bir hikâyesi var mı?

Bir çoğumuzun yakından tanıdığı bir duygu bu. Birini kaybettikten sonra onun hayatına yeni biri girince hissedilen o duygu ağırlığı… Bir de ben Ersay Üner’in şarkılarının bir tılsımı olduğunu düşünüyorum. Onun yazdıklarında sesim, yorumum daha bir güzel tınlıyor sanki.

On yılı geçti sahnelerdesiniz ama magazi gündeminden hep uzak kaldınız. Son dönemde bu değişmeye başladı, bir tesadüf mü bu?

Yalnız, bekar ve başarılı bir kadın olmakla alakalı bence. Ben daha tanındıkça ve başarılı oldukça bu haberler çıkmaya başladı.

“Simge’nin aslında herkesten gizlediği bir çocuğu var” haberleri nereden çıktı?

Hiç anlamış değilim! Düşünüyorum, aklıma o kadar bir şey gelmiyor ki… Evlât bu yani. İstenilse bile ne kadar saklanabilir? Olmayan bir şeyin savunmasını yapmak da zul geliyor insana.

Kendi hayat mücadelenize, yaşadıklarınıza bakınca, en zoru neydi?

Bir iş yapıyorsunuz, deli gibi emek veriyorsunuz ama kimse sizi tanımıyor. Hiç unutmuyorum, bir televizyon kanalına konuk olarak çağırılmıştım. O dönem kuzenim Yasemin asistanlığımı yaptığı için birlikte gitmiştik. O biraz benden önde yürüyordu. Davet eden kişi beni o kadar tanımıyordu ki Yasemin’e “Hoş geldiniz Simge Hanım” demişti.

O an ne hissettiniz?

Ağzımın tadı kaçtı. O gün “Bu işte bir yanlışlık var!” dedim kendime. Eğer piyasaya çıkıp bir gecede patlamadıysanız, benim gibi adım adım ilerlediyseniz o süreç çok sancılı geçiyor.

O süreç cidden o kadar zor mu?

Nasıl bir sancıdır anlatamam. Bilen bilir onu. Sokağa çıkıyorsunuz mesela, biri tanıyor, diğeri “Ya sizi bir yerden tanıyorum ama,  nereden?” diyor. Bir şey olmak isteyip de tam olamama duygusu… Ama şöyle bir güzel sonucu var bunun. Sonrasında sahip olduğun her şeyin kıymetini çok iyi biliyorsun. Asla şımarmıyorsun.

Bugün “Baş etmekte zorlanıyorum” dediğiniz neler var?

Valla çoğundan kurtuldum. Bundan sonrası “Daha iyisini nasıl yaparım?” gibi hayallerden oluşuyor. Şükürler olsun evim var, otomobilim var, karnım doyuyor, bunun daha üstü varsa ve orası benim kısmetimse oranın da kıymetini bileceğime, hakkını vereceğime inancım tam. Ama yolun başındayken çok kayboldum Oya! Çıkış yolu bulamadığım çok zamanlar oldu. Ama pes etmedim hiç.