Tatil dönüşü düşünceler…


İzin dönemi ile yaz mevsimine de, tatile de güle güle dedik…

Gülümseyen güneşe, seher vakti esen yele, berrak turkuaz denizlere, uçsuz bucaksız, bulutsuz mavi sonsuzluklara, birbirinden heybetli dağlara, keyifli, bereketli sofralara, neşeli dostlara, tanıdıklara muhabbetli ruhlarımızı bırakıp geldik…

Dallardaki, topraklardaki meyveler, sebzeler…

Dondurmacılar, çekirdekçiler, çay bahçeleri her zamanki gibi misafirperverdiler…

Bilenler bilir. Eskiden yurtdışında çalışanlarTürkiye’ye geldiklerinde hava atarlardı…

Alamanya’yı anlata anlata bitiremezlerdi…

Yedikleri tavuktan, içtikleri içeceklere kadar…

Aslında haklılardı. Geldikleri memleket mahrumiyetti… 

Dönem dönem cuntalar, askeri darbeler, işkenceler…

Hayat ve geçim şartları ağırdı… Köylerde toprak sahibi olmak, işlemek hayaldi… 

Kan davası köyleri kana bulardı…

Şehirlerde, 

Bırakın Demokrasi’yi…

D’ si bile olsa, o da alavere dalavere diktatörlüktü…

Devletten, jandarmadan, polisten korkulurdu…

Devrimciler, Kahrolsun Faşizm Sosyal Faşizm! diye Arnavutluk’daki Enver Hoca’dan, Çin’deki Mao’ya kadar medet umarlardı. 

Gelecek ararlardı…

Bölük pörçüktüler… 

Birbirlerine silah bile çekerdiler…

Atatürk’e diktatör deyip burun kıvırırlardı… O kadar ki ayakları gibi kafaları da havadaydılar… Mustafa Kemal’i gerici sayarlardı… Leninler, Stalinler, Troçkiler dururken…

O zamanda aydınım diyenler meseleleri kavramaktan bugün olduğu gibi  uzaktılar…

Slogan attılar… Caddelerde sokaklarda bağırdılar… Aralarında yurtseverler yok muydu?

Tabii ki vardılar. Hem çoktular. Saf beyinlerini kiraya verdiler. Kiraya verdiklerinden haberleri olmadan…

Şimdi de kahramanlar yer değiştirse de aynı beyinler öylece kaldı…

Böyle bir durumda olan memlekette yaşamak zorunda bırakılmışlardı… 

Doğal olarak izine gittiklerinde geri kalmış anavatanlarında sınıf atlamış misafir gibi hissediyorlardı…

Bir kişinin çalışması yeterliydi, ailesine, akrabasına, köylüsüne de bakabiliyordu… 

Ağa’nın da karizmasını çizebiliyordu…

Ama her şey gibi o dönemler de bitti. 

Şimdiki Yaşlı Avrupa’daiki kişi çalışmasına rağmen geçinmek zorlaştı… Avrupalı göçmenler (!) artık hava atamaz oldular Türkiye’de…

Gel zaman git zaman…

Avrupa’daki yeni nesiller, seneler geçtikçe rotayı tersine çevirdiler…

Son dönemlerde anavatana gidip görmek isteyenlerde büyük artış oldu…

Şimdiki ‘‘moda’’ ‘‘trend’’  yeni eğilim; yılda birden fazla Türkiye’ye gitmek…

Hava atma tersine döndü…

Uçaklar olmuş taksi, havaalanları olmuş durak…

Artık gençler arasında tatilde Türkiye’ye gitme ve tanıma isteği sınır tanımıyor…

Eskiden babalarının analarının köylerinde sıkılan çocuklar, şimdi bugünün yetişkinleri olarak değişik beldelerde Türkiye’yi yeniden keşfediyorlar…

Gençler, bayanlar alışveriş için boş bavullarla uçuyorlar…

Aşkların, tutkuların adresi değişti… 

Kimileri kutsal ibadet yerlerini keşfederlerken, kimileri de meyhaneler de kadehlerde dudak izleri arıyorlar…

Herkesin aradığını bulduğu sihirli ülke…

Bu arada, burada yani Avrupa’da emekliliğe Kaf Dağıkadar uzak olanlar, anavatandaki bankamatiklerde soluğu alarak hiç ya da yeterli çalışmadıkları memleketin zevki sefasınısürdürüyorlar…

Bazıları da, bir yandan altın tepside sunulan emeklilik maaşlarını cukka ederlerken bir yandan da memleketin en güzide yerlerinde bir elleri yağda bir elleri balda iken bile sövmeyi hiç eksik etmiyorlar…

Ar damarları çatlamışları ve nankörleri  tedavi edecek ilaç maalesef  bulunamadı…

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder