KERMES de ne demekmiş?...


 Çocukluk yılları Türkiye’de geçen, bugünün orta yaş üzerinde olanlar hatırlarlar. Ramazan ayının başlamasıyla yaşadıkları sosyal hayatın mütevaziliği  bir ay boyunca tüm toplumda kendini hissettirirdi. Çocuklar, Ramazan pidesini almak için odun ateşi ile yanan taş fırınlarda sıra beklerlerdi. Pide almaya gönderilen çocuk ve gönderenlerin tatlı heyecanlı duygularını içeren sade mutluluk sevinci tüm aileyi sarardı sıcacık.

Evlerde iftar hazırlıkları sürerken, üzeri nar gibi kızarmış yumurtalı pidelerin tüm sokaklara yayılan mis kokusu ile son dakikada sofralara gelen, “Ramazan Pideleri’’ ile ezanın beklenmesi, başlı başına bir olaydı. 

Yıllar geçti, dinin dedikleri değişmedi ama insanlar değişti. Algılar değişti. Yılda bir sofraların lezzeti “Ramazan Pidesi’’ hergün üretilerek tadını ve özelliğini kaybetti. 

Tüketime yönelik beti benzi soluk, bazen sünger, bazen de ağızda sakız hale getirildi. 

Çok az fırın kaldı hakiki pideye sadık kalan. 

Sıralarda bekleyen, ellerindeki kuruşları kaybetmeyim diye avuçlarını sımsıkı kapatan, kalplerini sonsuz güzelliklere heyecanla çarpan çocuklar yok artık pide almak için... 

Şimdi onlar evlerinde kendilerinden çaresiz, sanal oyun aletlerinde emperyal kafaların silahlı adiliklerine teslim olurlarken, babaları “lüks arazi arabaları ile düz asfaltta’’iftar pidesi almaya gider oldular...

Diğer yanda da bir “KERMES’’curcunası var ki sormayın gitsin. Devşirme mi dersiniz? Cahillik mi, yoksa araklamak mı? Ne Türkçe’ye, ne de inanç anlayışına uymayan ’’kazıklama’’ pazarları var. Bunlarda başlı başına bir âlem...

Bir şeyler yapmak istenirse, insan ilk önce adından başlar değil mi?

Adını ’’Hayır Çarşısı’’ de! 

Bitsin gitsin! Bu kadar mı zor?

Zor tabii...

Hayırı kim yapacak?

’’KİRCH-MESSE’’ den türetilmiş ’’Kilise Fuarı’’ Kermes (Pazar ayininden sonra hayır için yapılan satış)

Bizim uyanık ya da cahil kafalarda “Luna Park’’ gibi eğlence yerlerini hatırlatan, paraların sorgusuzca sokağa atıldığı yer gibi gizli kapaklı manaya dönüştürülmüş... 

Hayır Çarşısı nerede??

Ara ki bulasın!

Oruçlar açıldıktan sonra, sosyal kaynaşmanın, kültürün, eğitimin, insanlığın, iyiliklerin ön plana çıkması gereken hayat tarzı ne hallere düşürülmüş...

Olmuş acayip bir şey... 

Paranın ön planda hüküm sürdüğü alan... 

İftardan sonra “Obezite’’ ye davet. Gecenin geç saatlerinde ağır tatlı ve yağlı yiyecekleri tıkınma toplanma alanları. Hamur dürüm 5 Euro... Maliyeti ne? Işçi paran ne? Vergin ne? Desen ki bunun yarısı somut olarak şöyle hayır işlerine gidiyor... İspatı bu, de!  Anlaşılsın... Ama  bitmek bilmez “kapı pencere takacağız’’edebiyatı ile gelmeyin... Çocuklu aileleri fiyatlarla perişan etmeyin... 

Hatta son parasını ibadet yerlerine hibe etmekten çekinmeyen emeklilere teşekkür borcu bir bardak çayı çok görmeyin!  Onları ücret almayacağınız çaylarla onurlandırın. Altı üstü bir paket çay kaç para? Günde 2 buçuk Euro’luk bir çay paketini çok mu görüyorsunuz? Bu kadar mı düştük?

Sebil denilen anlamı sizlere unutturan bu ihtiras nedir?

Yazıktır... Günahtır...

Bir avuç Japon bile yılda bir gün ’’Japon Gün’’ünde, Düsseldorf’ta ses getirirken, hayranlık uyandırırken...

Lâfa gelince yüce dine, güzel peygambere övgüler düzüp ağdalı kelimelerle maddiyat çıkarı hesabı yapan milyonların vebali büyük...

Almanya’da hangi Alman, hangi diğer ülke vatandaşları gelsin de sizlerin bu kolalı, boyalı, plastik tabaklı çöp dağlarının arasında İslam kültürünü nasıl sevsin benimsesin?

Terör kelimsesi ile saldırılara maruz kalan kutsal dini böyle mi tanıtacaksınız, savunacaksınız?

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder