"Hayatım zıtlıklar üzerine kurulu"


Türk televizyon tarihinin efsane dizisi Mahallenin Muhtarları (1992) ile beyaz camdaki serüvenine başlayan Zeynep Gülmez, hala dizilerin aranılan oyuncusu.

Dizi kariyeri boyunca, aralarında Parmaklıklar Ardında, Selena, Hürrem Sultan, Kınalı Kar, Ayrılsak da Beraberiz, Tatlı Kaçıklar adlı popüler yapımlarda önemli roller üstlenen tiyatro kökenli sanatçı, 90'lı yıllardan bu yana, farklı tiyatrolarda da sayısız kez sahne aldı. Gülmez, şu sıralar "Kocamın Ailesi" dizisinde emekli hemşire Jale Ateş'i oynuyor.

Sizi yıllar boyunca birbirinden ünlü dizilerde izledik. Oyunculuk hayatınızın ne kadarını işgal ediyor?

En az yarısından fazlasını! Yani uzun bir süredir oyunculuk yapıyorum. Hem tiyatro, hem dizi dönüşümlü devam ediyor. Sahne, büyülü bir dünya ve o büyü bağımlılık yapıyor.

Oyunculukta nihai hedefleriniz var mı?

Sinemada yer edinebilmek içimde ukdedir. Bir de tek kişilik oyun yazma planım var. Eğer yazabilirsem, sahnelemeyi düşünüyorum.

Hayalleriniz hep oyunculukla mı ilgili?

Elbette değil. Kendi ayakları üzerinde duran, kendine hesap soran bir kadınım. Herkes gibi değilim. İşimi yapıp ekmeğimi kazanıyorum ama tatmak istediğim başka duygular da var. Günün birinde, bir butik otel ya da kahvaltı dükkanım olsun istiyorum.

Birçok kez anne olarak izledik sizi. Anneyi oynarken "Gerçekten de bir çocuğum olsaydı' dediğiniz olmadı mı hiç?

Yıllar önce sözünü ettiğiniz türden tepkilerim oldu. Ama şimdi yok. Kendi hayatımı seviyorum. Bunu bencillik gibi değerlendirenler olabilir ama değil. Belki kırgınlıklarım var ama ben kendimle mutluyum. Başkalarıyla derdim yok. Kendime yettiğim için hayatımda birinin olmasına da ihtiyaç duymuyorum.

Yaz dizileri de tatil planlarını suya düşürüyor gibi sanki?

Sahiden de öyle. Bu yaz öyle oldu. Yazın çalışacağım ama setimiz çok güzel bir yerde, Çatalca'da. Kuşlar cıvıl cıvıl, yeşillikler ve doğa içindeyiz. O bakımdan çok şanslıyım. Aslında tatil beldesinde çalışıyor gibiyim ve aralarda keyfini çıkarıyorum. Oyuncular çok iyi ve herkes şu anda çok mutlu diyebilirim.

Gelelim emekli hemşire Jale anneye! 'Jale' nasıl bir kadın?

Bir kere ilginç bir kadın. Komedinin içinde dramı yaşayan bir kadın. Aslında her şey tozpembeyken, birdenbire öz olmayan kızının babası ortaya çıkıyor. Kendi kızı değil belki ama doğduğu zamandan beri birlikte oldukları kızını kaybetmekten korkuyor.

Doğuran mı, büyüten midir gerçek anne?

Tabii ki emek veren ve büyüten. Tamam, biyolojik annesi doğurmuş olabilir ama o çocuk büyürken emek verene daha çok benzer diye düşünüyorum.

Bir kadın, doğurmadığı bir çocuğa gerçek anne olabilir mi?

İşte Jale tam böyle bir kadın. Çünkü kendi çocuğunu kaybettiği için o dönem bu çocuğu evlat edinip kendi çocuğu yerine koyuyor. O yüzden de kendi canından değilmiş gibi görmüyor ama hep kaybederim tedirginliğiyle de yaşıyor ve korktuğu başına geliyor.

Peki, o durum sizin başınıza gelse sizin tepkiniz nasıl olurdu?

Zaten 25 sene babasız yaşamış, bundan sonra da yaşayabilir diye düşünürüm. Bu konuda katı gibi görülebilirim ama 25 yıl babalık yapmayan biri benim için artık yabancı olmuştur. Aslında bekarım ve çocuğum olmadığı için 'Jale'nin hikayesi bana uzak..

Siz de 'evlen ve bir an evvel çocuğun olsun" telkinleriyle karşılaşmışsınızdır muhakkak!..

Tabii ki. Ama ben, yıllardır kendi karnını doyurabilen ve kendine hesap soran bir kadınım. Olurdu ya da olmazdı ama eşim ya da çocuğum olmadı diye kendimi eksik hissetmedim. Tabii ki tam tersi hayatım da olabilirdi ama aile olabileceğim birisi denk gelmedi, belki de ben beceremedim. Kaderde ne varsa onu yaşıyoruz.

Hem sahneler hem kamera önü. Bu yıllardır böyle. ama bunları başarmak için çok hırslı olmak gerekmez mi?

Evet, hiç durmadım ama hırs değil bunun nedeni. Kim bilir kaç defa anneme telefon edip "Ben bu mesleği bırakıyorum" dedim. Zannedersen ben biraz farklıyım çünkü herkes gibi olmak istemiyorum. İşimizi yapıp ekmek paramızı kazanıyoruz ama hayat akıyor.

Nasıl bir şey şöhret?

Biz şöhret denilen şeyi çok büyütüyoruz gömüzüzde, sonuçta insanız. Yurt dışına bakmıyorlar mı, normal insan gibi yaşıyorlar. Bizde toplum, şöhretli insanları farklı bir yere koyuyor. Hiç kimse farklı değil, şöhretler de herkes gibi... Tabii bu ilgi ve yaklaşımlardan dolayı ünlülerin psikolojileri de farklılaşıyor.

Dışarıdan bir anlığına kendinize baksanız ve kendinizi değerlendirseniz!..

Hayatım zıtlıklar üzerine kuruludur bir kere. Mesela, soyadım 'Gülmez' ama çok gülerim. Hanım hanımcık dururum ama motosiklet kullanırım ve asi taraflarım da vardır. Dışarıdan çok gezen birisi gibi zannedilirim, halbuki evcimenimdir ve çok acayip yemek yaparım. Hiç çadırda kalmamıştım, çadır aldım ve Saroz'a gidip çadırda kaldım. Herkes süs köpeği alırken, ben bir sokak köpeğini sahipleniyorum. Geçenlerde Paris'e gittim ve sokaklarda kaybolmanın heyecanını yaşadım. Kendi içimde; görüntümle yaptıklarım farklı olabiliyor.

Yıllar geçiyor ama siz güzelliğinizi koruyorsunuz. Bunun özel bir sırrı var mı?

 

Bunun tek sırrı, kendinle barışık ve arkadaş olmak. Kendimi hiç sıkmam, onu beslerim, bakarım ve eğlendiririm. Kendiyle mutlu olan insanlardan biriyim.

Yorumlar

Yorum Gönder