Almanya’ya ne oldu?


 Dört gözle bekledikleri yıllık izinlerini geçirmeye geldikleri ülkelerinde, Almanya’yı tüylü fötr şapka ve teyple temsil ederlerdi. Büyük bir gururla…

Sonra nasıl bol tavuk yediklerini anlatırlardı divanda oturan meraklı imrenen gözlere…

Opel’lerin Ford’ların revaçta olduğu yıllarda…

 

Arada sırada oturduğu baş köşeden kalkar, pencereden ağaca zincirle bağladığı motorlu taşıtına  sarıkız niyeti ile bakardı.

Nedendir bilinmez… Ara sıra arabasının yanına gider etrafında dört dolanırdı…Sanki süt verecekmiş gibi…

O nesil şimdi yaşasaydı, bu sefer nasıl ve ne ile ifade edecekti çalıştığı ülkeyi acaba?

 

Gel zaman... Git zaman…

Kömür madenlerinin kömür olması ile yürekler, yüzler karardı… Sanayi yara aldı…

Kapanan ya da ucuz emek ülkelerine kaçan kârlarından ödün vermeyen fabrikalar…

Çocuk düşürmeye müsait  hale gelen bozuk yollar… kilometre kilometre ‘’stau’’lar…

Ağlayan altyapılar…

Geciken otobüsü, treni bekleyen kalabalık duraklar…

Ayları bulan tıbbi randevular alındıktan sonra saatlerce bekleme odalarında bekleşenler…

‘’ Şunu hastalık kasası ödemiyor, bunu ödemiyor ’’ listesini her defasında asık suratlardan işitmeler…

İş bulamamak, bulunsa da  kaybetme korkusu ile nasıl bir gelecek?

Ölmeden, sürünmeden emekli olabilmek başarılırsa, ele kaç para geçecek? Bu para neye yetecek?

67’sinden sonra beden arızalı, ruh yorgun… Nefes bitti bitecek

Hangi defin daha hesaplı?  Yaktırarak 100 grama inmek? Hafiflemek…  

Burada pahalıymış…  En iyisi mi Polonya’da küllenmek…

 

Daha 25 yıl öncesine kadar barış, kardeşlik türkülerinin söylendiği. Her şeyin toz pembe sloganların atıldığı etkinlikler…

Geleceğe umutla birlikte bakmanın, kardeşçe dayanışma içerisindeki dostluk festivalleri zengini Almanya’ya ne oldu?

‘‘ Ostermarsch ‘‘ (Paskalya yürüyüş etkinlikleri) günlerindeki omuz omuza yürünen sokaklar, meydanlar -devrimci demokratlar- nerede? Sağa- sola, arabalara yapıştırılan beyaz güvercinlere ne oldu?

 

İbadet yerlerini  yakarak?

Kimler Almanlarla Türkleri düşman yapmaya çalışıyor? Suçlular neden yakalanmıyor?

Kimler farklı olan inançları güzel insanları nefret havuzuna atıp boğmak istiyor?

Kimler kirletiyor yaşadığımız toprakları?

Medyanın ne yazık ki hiçbir olumlu katkısı yok. Birlik beraberlik çağrısı yapmıyor tam tersine yangına körükle gidiyor… Yerel ‘’Türk Medyası’’ zaten kalitesiz… Kendi derdinde… Camilerden, cumalardan, kebapçılardan paylaşım yaparak üç beş kuruş peşinde…

Ya da ona buna yalakalık…  Türkiye kökenli siyasetçiler ona keza…Liyakat peşinde koşsunlar…

 

Türkiye’de deprem olunca, gözleri yaşlı Alman halkının bağış yarışı içine girdiği günler nerede?

Nerede o dayanışma. İllâ deprem olması mı lazım yine de?

Nerede o çarşılarda pazarlarda temiz giyimli yaşlı teyzeler, nineler, beyefendiler?

Sohbetler içinde kahve içenler, kibarca selâm verenler…

Sokağa çıkmaya korkar hale geldiler. Sanki evlerine  mahkum edildiler…

Nerede şehirleri güzelleştiren, ince ruhlu bedenler?…caddeler, sokaklar kılıksız, zevksiz yığınlara kaldı…

 

Caddelerde sokaklarda özlenen eski Almanlar… Ne oldu onlara? Nerelere gittiler…

ARD Devlet Televizyonu araştırma yapmış. Almanların her üç kişiden ikisinde yalnız kalma korkusu çıkmış… Kadınlarda  oranı yüzde 76 mış... Ne kadar korkutucu !

 

Essen olmuş bir Arap ülkesi, Duiskalesi  desen Bulgaristan, Düsselköyü Japon, Rus, Suriye…

Sürüp gidiyor liste…

 

Gençlerin durumu ise başka âlem…

Sokaklarda yüzleri görünmeyen kapşonlu, elleri ceplerinde, dar, düşük pantolonlu -vurmalı, kırmalı- bilgisayar oyunları dünyasındaki gençler ile belleri açık, uzun saçları yüzünü kapamış, kısa montları ile kışın ayazında imalat ucuzu beyaz pahalı spor ayakkabıları moda adına kandırılma tünelinde,  tir tir titreyerek geçip giden  genç kızlarımız ise şehirlerin yeni figürleri… Geleceğimiz…

 Eski Çin’i hatırlatan tek tiplerdeki şehirlerimiz. Gözleri arar olmuş eski  rengarenk ‘’Punk’’çıları …

Taksi duraklarındaki taksiler ise yıldızlarını kaybetmişler. Eski püskülerle idare ediyorlar. Küçük çocuklara şeker satan’ Bude- Kiosk’’ (küçük sevimli bakkallar) lardaki  yaşlı, güleryüzlü Alman ninelerin yerine,  ‘’Trinkhalle’’ de içki satan yorgun- uykusuz yüzlerin esirliğine terkedilmiş…

Şehirleri istila eden mantar gibi biten 1 Euro’luk dükkanlar. Haşmetli mağazaların yerlerinde tat, tuz, koku fakiri  ucuz ekmek tezgahları …

Ucuz marketlere düşmüş, bir zamanlar genç kızların rüyasını süsleyen adını dünyanın bildiği dikiş makinası.

Ünlü alman markası olmuş ‘’Çin malı’’

 

Azalan sokak sanatçılarının hüzünlü ezgileri, çöplerdeki şişelerden sermaye üretenlerin, soğuk ıslak taşlarda, terk edilmiş dükkan aralarında üşümüşlüğün kabusları…

 

Yurt dışından misafiri gelenler hangi cazibeli şehir merkezleri ile övünecekler?

 

Neyse halimize şükredelim… Dünyanın en zengin beş ülkesinden birinde yaşıyoruz. Alman- Türk dostluğu adına medyanın tüm saptırmalarına karşın inadına birlikteliği güçlendirelim. Elden geldiğince, yaşadığımız toplumu güzelleştirelim…

Tüylü bir fötr şapkamız olmasa da…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder