Senaryolaşmamış bir anı


Haberlerde sizlerin de gözüne çarpmıştır.

Bir komutan, ailesinden çok uzaklarda sınırda vatanı için nöbet tutan askere sürpriz yapıyor...  "Aileni özledin mi?" sorusuna mahcup içerisinde "evet" diyen genç askere; "arkana bak kim var?" sürprizini yapıyor. Mehmetçik  arkasını dönüp te karşısında annesini görünce hıçkırarak boynuna sarılıyor.

Ana oğulun birbirlerine sımsıkı sarılışları orada bulunanların gözyaşı dökmesine neden oluyor...

Bu duygu dolu görüntüler beni yıllar öncesine, 1972 yılına geri götürdü...

O yıl, sülalece unutulmaz bir üzüntü yaşadık...

Küçük dayım Enver Arslan... Alibey Köy'ün boylu-poslu yağız delikanlısıydı... "Bekleyeni" çok olan yakışıklı bir gençti... Askere uğurlanırken çok heyecanlı ve sevinçliydi... Acemi birliğinden sonra iznini kullanmadan hemencecik usta birliğine, Hakkâri'nin Çukurca ilçesindeki karakola vatan görevine koştu. Aylar sonra, Irak sınırında gece nöbetinde eşşek sırtında arkadaşı ile birlikte  "kaçakçıların" ateş etmesi sonucu oracıkta şehit düştü. Nöbet arkadaşı yaralı halde eşşeğe tutunarak karakola geri dönebildi.

İki gün sonra akşam geç saatlerinde iki asker Samsun Alibey Köy'de oturan anne babasının kapısını çalarak, karakola kadar gelmelerini istiyor. Kısa bir süre önce askerden dönen 2 yaş büyük ağabeyi Kâzım ile birlikte köyün muhtarı ve askerlerle karakola gitmek üzere yola çıkılıyor... Acı gerçek arabada yolculuk esnasında söyleniyor: "Kardeşiniz Enver Çukurca'da nöbet esnasında şehid edildi".

Acısı büyük olan aile üyelerini ayağına kadar getirten komutan pişkin bir şekilde; bu günlerde kimsenin tasavvur dahi edemeyeceği soruyu soruyor: "Cenazenizi alabilecek misiniz? Eğer alamazsanız, şehidinizi Çukurca'ya defnedeceğiz". Şahadet haberini "yolda araba içinde" alan ağabeyin dünyası ikinci kez başına yıkılyor...

Kış başlangıcı... Kar henüz doğuyu kaplamamış... Samsun'dan Hakkâri'ye gitmek bir dert... Cenazeyi alıp gelebilecek araba bulmak ta ayrı bir dert. Davul-zurna ile Peygamber Ocağı'na yollanan Enver Arslan, Samsun’a nasıl getirilecek?

Ailemizin önde gelenleri bagajı büyük olan sadece "Chevrolet" (Şavrole) araba bulabiliyorlar... Arabanın sahibi ve bir de yedek şoförle birlikte kardeşlerin acılı yolculuğu başlıyor...

Kara ulaşımı şimdiki gibi değildi o zamanlar. Türkiye'de, özellikle de doğuda yol kelimesi lügâtta yoktu. Büyük sıkıntıların yaşandığı o yolculukta  tekerler patlıyor da patlıyor... Dağlar, uçurumlar, yollar bitmek bilmiyor. Tam "kuş uçmaz kervan geçmez" misali... Araba bozuluyor, tamirci aranıyor… Masraf üzerine masraf geliyor. Lastiğin şambiyelini yamatmak için verilen mücadeleler bile başlı başına bir konu... Neler, neler... Çeken bilir.

Nihayet şehidimizin naaşının Çukurca'dan Samsun'un Alibey köyüne gelmesi üç gün sürdü ve cenaze ile o zamanlar hiç bir kurum ilgilenmedi.

Bizler de Anadolu insanı gibi, sesiz ve kimsesiz çoğunluktuk ama sahibsizdik.

Eski Türkiye'nin Silahlı Kuvvetleri'nde askerin kıymet-i harbiyesi yoktu. Nasıl olsa Anadolu'da onlardan bolca vardı...

Eski Türkiye'de komutanların eşleri helikopterle berbere saçlarını yaptırmaya giderdi... Bir demet maydanoz için kilometrelerce gönderilen araçların, asker cenazesi olunca tahsis edilmesi zorlaşırdı.

Eski Türkiye'de gençler askere "Peygamber Ocağı"na giderlerdi. Şafak'a kadar "uşak" muamelesi görürlerdi...

Yeni Türkiye'de artık bunların hiç birisi yok.

Yok, çünkü Anadolu insanına sahip çıkan, kucak açan devleti var.

Anadolu insanının kendisini düşünen Yeni Türkiye'si var.

Türkiye Cumhuriyeti'nin 94. yılı kutlu ve daim olsun

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder